|
Cumalı’nın sevgiyi ve hoşgörüyü somutlaştıran, Anadolu insanının şehre kayan umutlarını sergileyen bu oyununda, derin bir gözlem ve psikoloji esastır.Bir perdelik dram olan Vur Emri’nde, topraksızlık ve geçim derdi şehrin bir umut kapısı olarak belirmesine sebep olur.Bin bir umutla şehre kaçış, hayal kırıklıklarını da beraberinde getirir.Çarpıcı, etkileyici, korku ve merak uyandırıcı bir üslûpla sergilenen oyun, çaresizlikten umuda, umuttan çaresizliğe doğru bir seyir takip eder. ÖZ VE BİÇİM Vur Emri, 1969’da Altındağ Tiyatrosu’nda, 1970’te Devlet Tiyatrosunda, 1970’te İstanbul Şehir Tiyatrosunda ve aynı yıl Bursa Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosunda sahnelenir. 1970 yılında da Sarayova radyosunda yayınlanır.Türk insanının dramından ilham alarak oyunlar yazan Cumalı, daha iyi bir hayat umuduyla şehre kaçan köylü Halil’in düştüğü durumu sergilerken, umudun peşinden koşan binlerce insanın yaşama kavgasını da somutlaştırır.Vur Emri’nde evrensel tema umudun, yaşama kavgasının ve evlât sevgisinin derin yorumudur.
Bu tema mahallî ve millî unsurlarla içiçe işlenince toplumsal tema belirir: Anadolu insanının topraksızlık yüzünden şehri umut kapısı olarak görmesi ve kirli işlere bulaşması.En can alıcı unsur da Anadolu kadınının sevgi ve hoşgörülü sıcak yüreğinin sergilenmesi olarak belirir.Ana-oğul münasebeti, hakkında ‘vur emri’ çıkartılan Halil’in umutlarını, baba ile ağabeyin olumsuz tavırları ve kız kardeşin çaresizliği içiçe işlenir. Prof. Dr. Sevda Şener’in de belirttiği gibi oyunda “toplumsal düzensizliğe, katı yönetim ve adalet kurallarına, töreye ve ekonomik koşullara karşı ülküsel değerlere” bağlanma esastır.Küçük bir köy evinin avlusunda başlayan dramda merak uyandıran davranışlarla, Halil’in saklanma çabası sergilenir.Halil üç yılını doldurmasına dört ay kala, ailesinin kayıtsızlığını ve kendisini sahipsiz bırakışını sorgulamak üzere hapisten kaçmıştır.
Anası onu her haliyle seven, ona anlayışla yaklaşan bir kadın iken, babası, köy içinde aile şerefini, itibarını düşürdüğü için Halil’e katı davranır.Halil, on dönümlük bir tarlanın, ailenin geçimine yetmeyeceğini daha çocuk yaşında iken anlar. Çareyi şehre kaçmakta bulur. Ancak şehirde açlık, kimsesizlik ve sefaletle yüzyüze gelir.Geri dönmektense aç insanı bekleyen işlerden birine, esrar işine bulaşır. Tutuklanır.Üç yıla hüküm giyer.Mahpusluk süresince ailesi tarafından aranıp sorulmaz.Cezasının bitmesine dört ay kala bu kayıtsızlığın sebebini öğrenmek üzere kaçar.
Babası ve ağabeyi onu hırsızlık ve adam bıçaklamış olmakla suçlar.Ailenin şerefiyle oynadığını düşündükleri için Halil’e katı ve acımasız davranırlar.Halil’in hapisten kaçmasını da oldukça sert karşılarlar. Hapisten kaçtıktan sonra rastladığı bir bekçinin silahını almış olması, hakkında ‘vur emri’ çıkartılmasına sebep olmuştur.Halil, hiç olmasa bir gecelik hasret giderme düşleri kurar.Ancak babası ve ağabeyi acımasız ve sevgisizdir.
Onu ihbar ederler.Ev kuşatılır.Ananın yüreği oğlunun kelepçeli olarak tekrar dört duvar arasına girmesine razı değildir.Bu sebeple oğlunun, askerleri yanıltarak kaçmasına yardımcı olur.Oyun bu kaçışın ardından ananın sevgi dolu dualarıyla son bulur.Vur Emri, başarılı bir yapısı olan ciddi bir dramdır. Gerçekçi ve gözlemci bir anlayışla yazılmış olan oyunun romantik ve duygusal bir üslûbu vardır. Hayatın gerçeği ile sanatın gerçeği olan zıt unsurlar bir aradadır ve oyunun estetiği bu duygu, değer çatışmasından ileri gelir. DEKOR Vur Emri’nde dekor, küçük bir köy evinin avlusudur.Yer İzmir yakınlarında bir köydür.Geride avlunun sokak duvarı, bu duvardan sokağa açılan, tahtadan, tek kanatlı avlu kapısı vardır. Kapı ipi dışarıdan çekilen bir mandalla kapatılmıştır.Yanda demir kolu sarkar.Detaylı olarak oyunun başında sergilenen dekorda, davranışları inandırıcı kılan unsurlar yer alır.Halil’in eve gizlice girebilmesinde, kapının mandalla kapatılmış olmasının rolü büyüktür. Avlunun sokak duvarı, oyunun finalinde önemli bir fonksiyon yüklenir.Halil yem dolu torbayı buradan atıp kovaya tekme vurunca onun duvardan atlayıp kaçtığı zannedilir.Solda evin, kaba taştan örülmüş, sıvasız ön alnacı, öne doğru evin giriş kapısı vardır.Kapının yanında yetiştirilmiş bir asma, kapının üstünden başlayarak, geniş bir çardak hâlinde, boylu boyunca evin alnacını gölgeler. Çardağın altında duvara bitişik, boş şeker sandıklarından yapılmış bir peyke, peykenin önünde ağaçtan, kaba bir masa vardır.Sağda ahır ile samanlığın kapısı yer alır. Öne doğru bir ev fırını vardır.Oyunun en önemli dekor unsuru bu fırındır. Fırının önünde kuru bağ çubukları yığını bulunmaktadır.Ana bağ çubuklarından bir kucak fırına doldurulur.
Halil, bu çubukların bir kısmını çıkararak fırına girer, çubukların kalanını kendine siper eder.Onu, bu kurnazca fikri yakalanmaktan kurtarır.Dekor, söz konusu mekânda yaşayan insanların yoksulluğunu sergileyici niteliktedir. Bekçinin evi ararken kullandığı şu ifade de yoksulluğun ölçüsünü gösterir: “Bekçi: Ne var ki neyi arayayım? Damın içi çırılçıplak! Baktın mı görülüyor.” ZAMAN Bir günlük bir olayın sergilendiği Vur Emri’nde zaman kişilerin konuşmaları ile vurgulanır.Tabiî bir zeminde geliştirilen diyalogla vakit daha oyunun başında iken netleştirilir: “Ana: Bana bakma sen! Benim beklemediğim gün, yanılmadığım saat mı var? Benim ömrüm beklemekle geçer.Hep beklerim.Hep kapı açılır sen gelirsin, Veli gelir, Hacer gelir, Halil gelir sanırım... Baba: Başlama gene şu akşam duasına” Akşam vaktinin esas olduğu oyunda, harman zamanı söz konusudur. Bu da konuşma yoluyla şöyle belirtilir: “Onbaşı:Sen döndükten sonra gelen giden olmadı mı eve? Ana: Kim olsun? Herkes işinde gücünde.Herkes yorgun.Harman zamanı, kimin kimi arayacak hâli var?” Ananın yüreğini yakan mesele, üç yılını doldurmasına dört ay kalan Halil’in tutukluluğudur.Serimde beklediği, özlediği Halil’le ilgili duygularını ana şöyle ifade eder:“Ana: Böyle böyle üç yılın günlerini saya saya tüketemedim... ... Ana: Üç yılını doldurmasına dört ay kaldı. Bu kadar zaman ne aradın, ne sordun, ne de bıraktın ben arayıp sorayım...” Ananın, hasretle, özlemle, umutla gün gün yolunu gözlediği oğlu kaçak da olsa gelir.Oyunun zaman bakımından önemli sahneleri vardır.Bunların başında üç kaçış önemlidir.Biri geçmişte yaşanılan, evden kaçma, ikincisi cezaevinden kaçma ve üçüncüsü de sığındığı evinden kaçmadır. Merak, korku ve heyecan uyandıran anlar da vardır. İzleyicinin gözü önünde gelişen, ancak öteki oyun kişileri tarafından fark edilmeyen saklanma anı tedirgin edicidir.Askerlerin aramak maksadıyla eve gelmeleri heyecana hız katar.Hele fırın içindeki kıpırdanmayı gören ananın durumu fark etmesi telâş ve korkuyu beraberinde getirir.Halil’in saklandığı yere doğru ilerleyen bekçi ile ananın aynı anda fırını ateşlemek üzere hareket etmesi oyunun korku, acıma ve heyecan yüklü anları olarak belirir. Halil’in anası ile hasret gidermesinden sonra babası, ağabeyi ve kız kardeşi ile karşılaştığı zaman da önemlidir.Bir de Veli’nin ihbarını fark ettikleri an oyun için önemli zamanlardandır.Zamanın zirvesi sayılan bu anda, kaçış da gerçekleşir.Oyunda, Halil’in konuşmaları ile geçmişte yaşanılanlar da sahneye taşınmış olur. Otuz iki ay süreyle cezaevinde çektikleri de yine konuşma yoluyla özetlenir. KİŞİLER Oyunun baş kişisi Halil Sargın’dır.Halil, çocukluk yıllarından itibaren kardeşlerinden ayrılan özellikleri ile belirir.On beş yaşında iken kadına, kıza rahat vermeyen çapkınlığı, muhtarın gelini ile yakalanmasına sebep olur.O şoför olma tutkusu ile umudunu şehirde aramayı aklına koymuştur.Üstelik on dönüm tarlanın aileyi geçindiremeyeceği inancındadır. İçindeki sese kulak veren Halil, umudun peşinden gider, evi terkeder.
Anasının ifadesi ile düşüncesi, babası ile ağabeyine uymaz.O, kendi başına buyruk yaşamayı arzulayan biridir.“Umut, bir umut, şehirde dere gibi yüreğinin dibinden akar insanın...” diyen Halil, umduğunu bulamaz.Kirli işlere bulaştırılır.Hapse düşer.Otuz iki ay boyunca aranıp sorulmaz.Büyük acılarla kimsesizliğin sahipsizliğinin sebeplerini düşünür.Ailesinin tavrını anlamak ister, içindeki ses bu kez hapisten kaçmasını tembihler. Kaçar.Babası ve ağabeyinin katı tavrı ile karşılaşır. İhbar edilince tekrar kaçar. Halil, karakter olarak çizilmiş, üç boyutlu bir kahramandır.Yazar, eserin başından itibaren Halil’in kendi kendisini somutlaştırmasına fırsat verir.Halil’in başından geçenleri başından itibaren sebepleriyle anlatması oyunu daha inandırıcı kılar.Halil, duygu ve düşüncelerini aktarırken, kişiliğine, psikolojik derinlik de kazandırır.Tutukluluktan sonra özgürlüğün insanı değişik özlemlere sevkettiği, sıcak ve samimi bir ifade ile hissettirilir.Halil anasının hazırladığı yatakta yatmayı, anasının pişirdiği ekmeği yemeyi, kısacası ana şefkatini özlemiştir. Halil, dört duvar görmeye de tahammül edemez.Anasından yatağını bahçede hazırlamasını isterken bunu hissettirir.Hakkında vur emri çıkartılan Halil, zeki, çevik ve atak biridir.Oyunun aksiyonunu sağlayan en önemli kişidir.Oyuna evrensel değerler kazandıran ana, sevgi, hoşgörü ve doğruluğun temsilcisidir.Hem toplum baskısına hem törelere, hem de aile içi çatışmalara büyük ölçüde analık içgüdüsünden kaynaklanan sevgi ve hoşgörü ile yaklaşır.Yüreği insan sevgisi ile dolu, dirençli, kararlı ve cesur bir kadındır.
Yavrusunu tehlikede gören bir ananın çabalarıyla, tek başına da olsa kendini oğluna siper eder.Kula kul olmamanın, mertliğin, cesaretin ve “ana”lığın timsali olan bu kahraman, çalışkanlığı ve özverisi ile tipik bir Anadolu kadınıdır.Ancak o, tipik olmaktan öte karaktere yaklaşan tavırları ile de değer kazanır. Yüce değerlerin temsilcisidir. Yangın yüreğinden gelen sesle söyledikleri oyuna derinlik kazandırır. Oyunun olumsuz tiplerinden baba, yoksulların ortak özelliği olan onur, töre, toplum kuralları ve adalet fikri ile, oğlunu dinlemeden yargılayan bir insandır.Onu fikrinden caydırmak imkânsızdır.Hırsızlık yapan, adam bıçaklayan ve hem evden hem de hapisten kaçan bir evlâdı evinde barındırmak istemez.Otuz iki ay boyunca, burnunu sürtmek maksadıyla oğlunu arayıp sormaz.Aileden hiç kimsenin Halil’i ziyarete gitmesine müsaade etmez. Halil’in hapisten kaçmasını da sert karşılar ve oğlu Veli’nin onu ihbar etmesine fırsat yaratır. Halil’in ağabeyi Veli de olumsuz ve silik bir tip olarak belirir.Bekçinin de ifade ettiği gibi “gölgesinden çekinen” bir kişidir.Halil’in davranışlarını onaylamayan babasıyla aynı fikirdedir.Katı ve acımasızdır.Ahırın penceresinden gizlice kardeşini ihbar etmeye gider.Anası onun bu tavrına büyük bir tepki gösterir.Oyunda, ihbar sahnesi ile değer kazanır. Kızkardeş Hacer ise ezilmiş Anadolu kadınının temsilcisidir.Söz hakkı yoktur.Eşinin baskısı ve korkusu ile yaşar.Halil’in kaçmasına sevinse de ona yardımcı olamaz.Bir oğlu vardır.Eserde tamamlayıcı unsur olarak değer kazanır.Onbaşı ile bekçi de oyunda hükümeti, adaleti ve devlet düzenini temsil ederler. Konuşma ve davranışları ile esere merak, heyecan ve korku salarlar.İnsanların umutlarını, beklenti ve özlemlerini şiirsel bir dille sergileyen Cumalı, İzmir yakınlarında bir köyde geçen olayı somutlaştırırken sevgi ve hoşgörü gibi insanî değerlere dikkati çeker.Bu unsurlar ananın, Halil’i; babanın, Veli’yi, tercihi ile şekillenir. Hem duygular hem de değerler çarpışır. OLAY DİZİSİ Oyun tek perdelik olmasına rağmen serim, çatışma, düğüm, doruk nokta ve çözümden oluşan klâsik bir yapılaştırmaya sahiptir.Serimde, ana ile babanın konuşmalarından önce kaçak birinin saklanma telâşı yer alır. Böylece konuşmalardan önce davranışlarla oyun başlar.Serimde, ana, üç yıl boyunca beklediği oğlundan sözeder. Baba ile atışırlar. Böylece olayla ilgili bilgiler verilmeye, kişiler tanıtılmaya başlar.
Evin aranması sırasında da olayın kahramanı hakkında bilgiler verilir.Ananın beklediği oğlu hapisten kaçmıştır.Çatışmalar ve düğümler serimin hazırladığı zeminde inandırıcı olur.Daha çok ana ile babanın konuşmaları serimin tanıtıcı, açıklayıcı ve bilgi verici unsuru olarak belirir ve oyunun sonuna kadar varlığını sürdürür. Serimdeki açıklayıcı konuşmalar vasıtasıyla aile içinde içten içe bir çatışmanın olduğu sezdirilir.Ana, hapiste olan oğlu için yanıp tutuşurken, baba acımasız ve katıdır.Oğlu Halil’i suçlu bulur, onu, cezasını çektiği hapishanede sahipsiz bırakmakla, arayıp sormamakla ayrıca cezalandırmayı uygun görür.Ana ile baba arasındaki bu çatışma sevgi ile katılığın, hoşgörü ile anlayışsızlığın çatışması olarak belirir.Ana ile baba arasındaki bu çatışma sonradan Halil ile babası ve ağabeyi arasında da yaşanır.Hem duygularda hem de değerlerde çatışma vardır. Vur Emri’nde önceden haber verilen bir çatışma vardır.Fakat bu çatışma ile iç içe olan diğer bir çatışmadan da söz etmek gerekir.Bu da basamaklı çatışmadır. Ana babanın konuşmasında önce saklanmak isteyen delikanlı, istenmeyen bir durumun varlığını sezdirir.Ana ile babanın konuşmasından da Halil adlı oğullarının hapiste olduğu ve bu konuda bir çatışmanın varlığı sergilenir.Ana oğlu Halil’le aynı duygu ve değerleri temsil ederken baba ile Veli de karşı gücü oluşturur. Çatışmaya sebep Halil’in evden kaçıp, kirli işlere bulaşması ve hapse düşmüş olmasıdır.Bu çatışma yanında ikinci bir çatışma sebebi de Halil’in hapisten kaçmış olmasıdır.Babanın tavrı, katılığı ve acımasızlığı, Veli’nin sinsice davranması olacakları önceden hissettirilir.Her davranışın her konuşmanın bir öncesi ve mantıklı bir sebebi vardır.Hiçbir konuşma ve tavır lüzumsuz değildir.Hep beklenilen, olması gereken korkulan, merak duyulan gelişmeler yaşanır. Halil’in durumunu açıklayan acı, ıstırap ve kimsesizlik ile örülmüş konuşma ve duygu tahlilleri, baba ile Veli’yi fikrinden caydıramaz.Veli, hakkında ‘vur emri’ çıkarılmış eli silâhlı bir kardeşin, zararlı olacağını, evden kaçan insandan zarar geleceğini söylerken olayın çözümünü hazırlayan sinsice tavrının ipuçlarını verir. Ana ile Halil, baba ile Veli bir aradadır.Ana ile Halil, sevgi ve hoşgörü adına hem baba ile Veli’nin acımasızlığına, katı yürekliliğine hem de tutsaklık demek olan adaletin temsilcisi Onbaşı ile Bekçiye karşı savaş verirler.Korku ile beklenilen an gelir. Bunu ana fark eder.Veli, Halil’i ihbar etmiştir.Halil, umutları peşinden gitmekte direnen, tutsak yaşamaktansa ölümü tercih eden tavrı, ince zekâsı, çevik yapısı ile yine kaçmayı plânlar.Hep bir kaçışla şekillenen hayatında sadece anasının desteği ve duaları vardır.Çatışma baba ile Veli’nin sinsi tavırları ile şekillenirken, korkulan son, yani ‘vurulma’ gerçekleşmez. Hakkında vur emri çıkartılmış olan Halil’in fırına saklanması ile ilk asal düğüm atılmış olur.Halil kaçaktır, ne kadar gizlenebilecektir? Halil’in arama esnasında, anasının da yardımı ile tesadüf eseri kurtulması sevindirici bir durumdur.Arama esnasında Halil’in fırında olduğunu fark eden ananın tavrı da merak uyandırıcı, heyecan vericidir. Ananın sakin davranarak fırının ucundaki bağ çubuklarını tutuşturması merakı giderir.
Halil kurtulur. Ancak, baba ile ağabeyin Halil’i nasıl karşılayacağı konusunda korku dolu bekleyiş başlar.Bu ara düğüm beklenildiği şekilde çözümlenir. Baba ile ağabey, Halil’i hoş karşılamaz.Bu hoş karşılamayış ile son asal düğüm atılır.Baba ile Veli, Halil’i saklıyor olmaktan dolayı huzursuzdur.Çünkü Halil, silâhlıdır ve hakkında ‘vur emri’ çıkarılmıştır.Bir suçluyu saklıyor olmaktan tedirginlik duyarlar. Nihayet Veli bir yolunu bulup gider.Dramatik bir ironi esastır.Ancak bu kısa sürer. Anası da Halil de ihbardan kuşkulanırlar.Bu kuşku ananın durumu farketmesi ve Onbaşı’nın sesi ile kesinlik kazanır.Veli, samanlık penceresinden çıkmış. Kardeşi Halil’i ihbar etmiştir. Korku, merak ve heyecan doruktadır. Vur Emri adlı oyunun doruk noktası, ana ile Halil’in ihbar edilme korku ve kuşkularının gerçekleşmesi ile belirginleşir. Halil için dönüm noktasıdır: Ya tutsaklık ya ölüm. Halil, çevik, uyanık ve zeki bir insandır.Etrafının çevrilmiş olması, kararlılığını davranış olarak sergilemesi açısından önemlidir. Halil, dört duvar arasına dönmeyecek, ellerine kelepçe vurdurmayacaktır.Sonu ölüm olsa bile kaçmaktan vazgeçmeyecektir. Halil bu düşüncelerini önceden ifade etmiştir, zaten: “Halil: Diri ele geçmem artık. Kaderimde ne yazılıysa olsun! Dönmem o dört duvara.O dört duvarlı kuyunun dibine inmem! Yukardan biri ip atacak diye umutlanmadan, yaşanmaz orda! Nefes alamaz boğulur insan! Bugüne kadar mektuplarım elinize geçmemiştir diye, bile bile avuttum, aldattım kendimi! Ama artık gördüm, anladım öğrenmek istediğimi...” Tedirgin dolu doruk noktanın hemen ardından, Halil ile anasının kurtulma çaresi aramaları sergilenir. Anası, Halil’in kaçmasına müsaade etmeyecek, ertesi gün de kendi eliyle adalete teslim edecektir.Ancak bu fikir ihbarla birlikte yerini “kaçma” düşüncesine bırakır. Anası da Halil gibi tek çare olarak kaçışı görür. Halil, ince zekâsı ile anında çözüm üretir.
Ahıra girer, yem dolu bir torba ile çıkar.Karanlıktan faydalanarak elindeki yem torbasını avlu duvarından dışarı atar.Kovaya bir tekme vurur.Onbaşı onun duvardan atlayarak aşağıya doğru kaçtığını düşünerek kaçış yönüne doğru ateş ettirir, Halil de bu fırsattan yararlanarak kapıyı açar ve aksi yöne doğru kaçar.Böylece oyun kaçış ile son bulur.Serimin önemli kişisi olan ananın dualarıyla perde kapanır. Çözüm inandırıcı, mantıkî bir sıra ile sahnelenir.Umuda doğru koşan Halil’in dramı; yine bir kaçışla sonuçlanır.Ancak bu kaçışta umut ve irade henüz tükenmemiştir. KONUŞMA ÖRGÜSÜ Oyunda bütün aksiyonu yüklenen konuşma örgüsüdür.Özellikle Halil’in konuşmaları, olayın öncesi ve sonrası hakkında, inandırıcı, gerçeğe uygun ve açıklayıcı bir özelliktedir. Cumalı, diyaloğu kolay konuşulabilecek bir zeminden hareketle oluşturur.Ancak her kelime ve cümlenin ayrı bir fonksiyonu ve şiirsel bir anlamı vardır. Yani yalın ve etkileyici, aynı zamanda renkli bir konuşma tarzı esastır. Olay dizisinin geliştirilmesinde, ana, baba, kızkardeş, Halil ve öteki kişilerin belirginleşmesinde, çatışmaların ortaya çıkartılmasında önemli bir vasıta olarak yer alan konuşma örgüsü, aksiyonu ilerletmede önemli fonksiyon yüklenen düğümlerin atılmasını da sağlar. Vur Emri’nde sahne üzerindeki aksiyonu besleyen konuşma örgüsü, sahne dışındaki gelişmeleri de karşılıklı diyalog vasıtasıyla sahneye ulaştırır.Halil’in geçmişi ile ilgili ayrıntılar, başından geçen olaylar konuşma yoluyla sahnede yer alır.Yine Halil’in hapisteki durumu da konuşmalar yoluyla sergilenir.Veli’nin, kardeşini ihbar edişi ile ilgili sahne dışı aksiyondan da davranış ve konuşma vasıtasıyla haberdar olunur.Zaten konuşmalar, davranışlarla, jest ve mimiklerle hakiki manasını bulur. Ciddî açıdan geliştiren konuşma örgüsünde oyuna acıklı, duygusal, içten tavırlar ananın konuşmaları ile serpiştirilir. Halil’in sorgulayan üslûbu, bütün insanlar adına bazı değerlere ve fikirlere karşı eleştiri ve özeleştiriyi beraberinde getirir.Hem coşkulu, hem duygulu, hem de ciddî bir oyundur.
Hayatın gerçeği gibi süreklilik taşıyan bir sonla Halil’in umuda kaçışı sergilenir.Ananın oyuna hümanist bir yaklaşım getiren konuşma ve duaları da önemlidir. Aynı zamanda Halil’in, tutuklu insanların duygu ve düşüncelerini somutlaştıran, hatta tahlil eden konuşmaları da eseri etkileyici ve derin kılar. İçerdeki insanla dışarıdaki insanın görüş farklılığı sergilenir.İçerdeki insanın, dört duvar içinde kısılıp kaldığını, anlatan Halil, psikolojisini dışa vuran bir kişidir. Hapisten çıkmış bir insan tavrı ile duygularını davranışlarına şöyle yansıtır: “Halil: (Evden çıkar) Dört duvar göremiyorum ana... Bahçeye ser yatağımı... " "Ana: (içerden) Nasıl gönlün olursa senin... " "Halil: (Göğe bakarak) Göğün bu kadar geniş, bu kadar derin olduğunu görmedim kaç gecedir.Bu kadar çok yıldız görmedim ne zamandır bir arada...” Konuşma örgüsüyle, Halil’in karakteri, belirtilir, nasıl hareket edeceği sezdirilir, yaşadığı çevrenin özellikleri, geldiği yerin şartları ve kaçmasına sebep olan durumlar açık ve anlaşılır bir üslûpla sergilenir.Vur Emri’nde “günü dolmak, çile çekmek, doğru yola itmek, ciğeri yanmak, kendini zor tutmak, gücü yetmek, çiğneyip geçmek, kapıyı kollamak, gözünü ayırmamak, çile doldurmak, talihi yaver gitmek, yüzü gülmek, elinden tutmak, gölgesinden çekinmek, suya dalmak, başına iş açmak, başını yakmak, yüreği yerinden oynamak, gününü doldurmak, ter içinde kalmak, ne mal olduğunu anlamak, toz kondurmamak, burnunu sürtmek, aklı başına gelmek, dünyayı kana boyamak, dayaktan çürümek, kula kul olmak, boyun eğmek, basrını denemek, yüreği nasır tutmak, yüreğinin kandilinde bir damla yağ kalmamak, içini dökmek, çok görmek, kuyruk sallamak, yüreğinin dibinden akmak, belini bükmek, yüzü gülmemek, acı göstermek” gibi deyimler yanında, “yiyip içmek, böyle böyle, saya saya, arayıp sormak, gelen giden, doğru yalan, hırsızlık uğursuzluk, ite kaka, kırıp dökmek, sağ salim, kana kana, bir iki, ata ata, darala darala, şuna buna, ana baba, iyi kötü, kura kura, dönüp durmak, kılık kıyafet, ağır ağır, oğlu kızı, okşaya okşaya” gibi ikilemeler de ifadeyi zenginleştiren unsurlar olarak değer kazanır. Ayrıca “Bir kuduz köpeğin dokuz köye zararı dokunur” atasözü de eserde yer almaktadır. Vur Emri dramını içli, romantik ve şiirsel kılan unsurlardan biri ve önemlisi sevginin ve hoşgörünün temsilcisi “ana”nın konuşmalarıdır. Cumalı’nın şair yönünü hatırlatan bu konuşmalar, tiyatronun da tıpkı şiir gibi ölçülü olmayı gerektirdiğini gösterir. Bu konuşmalar eserin orijinal unsurları olarak değer kazanır: “Ana: (Arkasından atılır.) Babasısın, Allahtan kork! ” (Söylenerek geri döner.) Kes! Kes! Dile kolay...Ciğerim yanık benim! Ağzımdan çıkan söz ne ki? Akşam olmaz mı? Akşam, bir görünmez düşman elinden bağrıma sıkılan kurşun! Tüfeğinden zalim avcının, pençesinden kapıcı kuşun, kurtulan yavru kuş dönmez mi yuvaya, kuzusuna kavuşmaz mı kuzulu koyun. Yaramın acısından varıp köyün bayırına, Aşağılara, tâ aşağılara Halil’im diye bağırmamak için zor tutuyorum kendimi!” Oyunun etkileyici son sözleri de anaya aittir.Serimin açıklayıcı bilgi verici görevini de üstlenen bu sözlerle ana, oğlunu dualarla uğurlar: “Ana: (Kapıdan bakar.) Kayboldu.Karanlık, göz gözü görmüyor. (Baba lâmbayı yakar.) " Ay buluta girdi çok şükür! Karanlıkta, kayboldu... (Sahnenin ortasına doğru ilerler.) Onbaşı, Bekçi, aşağıya doğru kovaladılar. O yukarıya doğru kaçtı... (Diz çöker.) Avcıların peşine düştüğü bir geyik gibi kaçtı.Rüzgâra kapılmış kuru bir yaprak gibi karıştı karanlıklara! Tanrım, sen verdiğin canı koru! Sen cümlenin hor gördüğü kimsesiz kulunu tut elinden, sen gecenin karanlığında adımlarına yol göster onun!...Sen analara acı göstermeden bırak o da çilesini doldursun!”(Kapı rüzgârla hafif hafif çarparken)” Necati Cumalı, Türk köylüsünün şehre doğru akan umutlarını somutlaştırdığı Vur Emri’nde topraksızlıktan kaynaklanan yeni bir soruna parmak basar:Köyden kente kaçış.Hümanist bir yaklaşımla “ana”nın şahsında yüce değerleri ölümsüzleştiren Cumalı, tutsak yaşamaktansa ölümü göze alıp kaçmayı yeğleyen Halil’i derinden sarsan soruna da parmak basar:Mahpusta aranıp sorulmamak.
Halil’in de ifade ettiği gibi tutukluluk değildir içeride insanı çökerten, sahipsizlik ve kimsesizliktir.Anadolu insanının acımasız ve katı kurallarla yüklü namus ve onur anlayışının da sergilendiği Vur Emri’nde, ustaca düzenlenmiş bir oyun yapılaştırılması, gerçekçi bir yaklaşım ve romantik ve dramatik bir üslûp esastır.
|