|
İkişer tabloluk iki perdeden oluşan oyunda yazar, fikrî mücadelede aklın yolu dışındaki yolları kabul etmediğini sergiler.8 Temmuz 1974 tarihinde bitirdiği Yürüyen Geceyi Dinle adlı oyunun, adını nasıl koyduğunu şu sözlerle ifade eder:“12 Mart dönemini yansıtmayı düşündüğüm oyunun adını koydum: Yürüyen Geceyi Dinle! Baudelaire’nin ünlü dizesinden: ‘Yürüyen Geceyi Dinle / Kimine huzur getiriyor, keder kimine...’ bu dize oyunun başında orijinal şekliyle yer alır: “Entends ma chere entends la douce nuit qui marche.”” Oyun, ilk olarak 18 Ocak 1978 gecesi, Kent Oyuncuları Tiyatrosu’nda Müşfik Kenter tarafından sahneye konulmuştur.Yazar oyunun temsilinden sonra, mücadele için yasal yolları işaret eden tavrından ötürü, kendisini ihanetle suçlayan bazı gençlere, oyunun özü ile ilgili mesajı vurgulama ihtiyacını duyar: “Kim ihanet ediyor? İhanet neresinde söylediklerimin? İlericilik mahalle kabadayılığı değildir.Provokatörlerin oltasında yem olmak safdilliliği de değildir.Öfke ile çözümlenecek bir sorun hiç değildir.Sabır sebat, akıl yoluyla bağlılık ister.” ÖZ VE BİÇİM Yazar gerçek hayattan hareketle oluşturduğu bu eserinde kendi fikirlerini açık ve anlaşır bir biçimde oyun kişisine söyletmiştir, denilebilir.Duygu, düşünce ve anlayış bakımından yazarla oyundaki Erkek arasında derin bir münasebet vardır.Necati Cumalı, bu oyunuyla ilgili olarak düşüncelerini belirtirken şunları söyler: “...çağın gerisinde kalan toplumumuzda, aydınlarla, kendileriyle yaşamlarını birleştiren eşlerinin, analarının dramını duyurmak isterim, yan tema olarak da sosyalizm ile anarşizmin yönlendirdiği eylemler çatışır oyunda.” Yazarın da belirttiği gibi oyunda ana tema anarşi ortamının aileleri ne şekilde etkilediğini esas alır.Bu temadan hareketle yazar fikir mücadelesinde aklın yolunu tercih etmenin şart olduğunu vurgular.Bir fikir savunurken silahlı çatışmaya yönelen insanların huzur bozmaktan başka hiçbir işe yaramadıklarını sergiler. Bu yolla anarşi ile toplum düzeni arasındaki çatışmaya da yer verir. Mevcut düzen ile çatışma hâlinde olan oyun kahramanı, kalem ile mücadeleyi tercih eder.Aklın, sağduyunun ve sabrın olmadığı mücadelelerin iflâs edeceğine inanır.Evine sığınan silâhlı eylemin temsilcisi delikanlı ile tartışmasında, hayata heyecanla bakan insan ve hayatı tecrübeleriyle tartan insan çatışır.Gençler her işin göründüğü kadar kolay olacağına inanır ve hayal kırıklıklarıyla karşılaşırken, tecrübeli insan her düzenin mutlaka bir sürece ihtiyaç duyduğunu bildiğinden olabileceklere hazırlıklıdır. 12 Mart döneminde ana babaların ve eşlerin tedirgin ve sıkıntılı bekleyişlerini serimleyen oyunda, önce bir iç hesaplaşma daha sonra ise bir fikir çatışması esastır.Oyundaki Erkek, âdeta yazarın sözcüsü durumundadır. Onun hayata ve mücadeleye bakışı, hoşgörüsü, sanata ve edebiyata olan aşkı, insanı amaç diğer unsurları araç olarak değerlendiren anlayışı... ister istemez Cumalı’yı akla getirir.Tabiat kuralları çerçevesinde, zamana bağlı olan değişmelerin, sürecini doldurmadan gerçekleşemeyeceğini vurgulayan oyunda evrensel tema, anarşizmin aile ve toplum saadetini yok ettiği fikridir. Oyun biçim olarak çatışmalarla gelişen düğümlerle merak uyandıran, korku, heyecan ve bekleyiş dolu tezli bir dramdır.Hayatın gerçeği ile sanatın gerçeğini buluşturan oyunda lirik bir atmosfer zemini oluşturur.Bu lirizmi sağlayan unsur eşlerin birbirlerine duydukları derin sevgi ve ananın oğluna duyduğu büyük özlemdir. Oyun, radyoda sıkıyönetim komutanlığının yayınladığı bir bildirinin okunması ile başlar. Bildiride, anarşistlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada ölen ve yaralananlardan söz edilir.Anarşist olarak belirtilen gençler, yasa dışı yollarla düzeni değiştirmeyi hedefleyen biri kız olmak üzere üç kişidir.Çatışmada bir delikanlı ölmüş, genç kız yara almadan diğer delikanlı ise yaralı olarak kaçmayı başarmıştır.
Komutanlık, kaçanların yakalanması için halkın da yardımını ister, kaçakları gizleyenlerin suça ortaklıktan aynı cezayı görecekleri vurgulanır.Perde açıldığında sıkıntılı günlerin ruh halinde yarattığı gerginlik, eşlerin münasebeti ile sergilenir.Birbirlerini çok seven ancak tutuklanmaların arttığı bir dönemde, her an tutuklanma ihtimali ile karşı karşıya olan insanların sıkıntılı bekleyişleri serimlenir.
Kadın, eşinin tutuklanacak olmasından ötürü çok sinirlidir.Bekleyiş esnasında adamın avukatından gelen pusula tedirginliği arttırır.Ortağı tutuklanmıştır, avukat kendisinden de tedbirli olmasını istemektedir.Bir akşam boyunca yazar, yaşarken yaptıklarını sorgular.Eşiyle birlikte yaptıklarında suça dair ufak bir şey göremezler.Bu sırada gelen komşu kadın vasıtasıyla, olaylarda yer alan gençlerin analarının durumları da sergilenir.Kadın yalnız, ürkek ve tedirgindir. Gençlerle ilgili her ölüm haberi onu sarsar. Komşu kadının kısa süren ziyaretinden sonra kadın, erkeğin tutuklanma ihtimaline karşılık valizini hazırlar. Hayatlarını sorgulayıcı konuşmaları esnasında, caddedeki sesler dikkatlerini çeker.Karşı bina güvenlik güçleri tarafından sarılmıştır.Birden elektrikler söner.Mutfaktan sesler işitilir.Yardım isteyen delikanlı içeri alınır.
Delikanlı oyunun başında bildiride belirtilen yaralı gençtir.Erkek ile delikanlı mücadele tarzı konusunda konuşur, çatışırlar.Bu çatışma oyunun yönünü belirler.Tutuklanma ihtimali olan Erkek, delikanlının geceyi evinde geçirmesini istemez. Delikanlı kılık değiştirerek geldiği yoldan çıkıp gider.Erkek, düşüncelerini tartma ve tartışma imkânından sonra, güvenlik güçlerinin kendisini tutuklayabilecekleri konusunda yaşadığı tedirginlikleri bırakır gelecek günlerin güzel olacağına, acıların yerini sevinçlerin alacağına dair umut doludur. Yürüyen Geceyi Dinle adlı oyunda Cumalı’nın kendi kendisiyle hesaplaşmasını, Metin And da şu şekilde değerlendirir: “Yasal yolları bırakarak şiddete başvuran eylemci gençlere karşı gene şiddetle karşılık veren baskı ortamında, Necati Cumalı, ‘Yürüyen Geceyi Dinle’ adlı oyununda, yasal yollardan ayrılmamış bir solcu yazarın tutuklanacağı gece, evine sığınan eylemci bir gençle hesaplaşırken, kendini yargılamaktadır.” DEKOR Orta hâlli bir aydının evi dekoru oluşturur.Geride, boydan boya sokağa bakan pencereler dizisi; solda, hole çıkan kapı, camlı bölme ve telefon masası vardır.Sağda büyük bir kitaplık ile bar, solda yemek odası takımı ve geride, pencerelere yakın, oturma odası takımı yer alır.Oyun boyunca değişmeyecek olan bu dekorda yemek masasının üzerindeki radyonun, telefon ve gazetenin de önemi büyüktür.
Pencereler, dışarıdaki gelişmelerin içeriye yansımasına vasıta olur.Vakit akşam olduğu için ışığın da önemli bir dekor unsuru olarak belirdiğini söylemek gerekir.Dışarıdaki baskın kamyon farları ve sesleri ile sezdirilir.Başlangıçta ışıklarını söndürerek dışarıdaki gelişmeleri takip eden karı-koca, sonradan ışıklarını yakarlar.Ancak kısa bir süre sonra elektrikler kesilir.Bu sırada mutfak camı vurulur.Önemli dekor unsurlarından biri de telefondur. Belirli aralıklarla çalan telefon sesi sıkıntı vericidir.Telefonu açan kişiler ses vermezler.Bu, evde olup olmadıklarının kontrol edildiği anlamına gelir.Doktor arkadaşı da yazara telefon vasıtasıyla, kaçmasını telkin edecektir.Makineli tüfek sesleri de anarşi ortamını sezdirmek için kullanılır.Oyunda, kapı önündeki valiz de dekor unsuru olarak değer kazanır.Delikanlının gelişi ile silâh, kaçma kararı ile pardösü ve şapka da dekor unsuru olarak belirir.Geldiği kasabadan söz eden Erkek, Cumalı’nın oyunlarına kaynak olarak seçtiği Urla’yı anlatır gibidir: “Erkek: Küçük bir kasabada yaşardık. İnsan sayısı on bini biraz aşardı. Küçük bir kasaba ama memleketin tümünün özetiydi.Toplumumuzun her kesiminden derlenmiş toparlanmış örneklerdi sanki halkı...” Kapalı, dar veya iç mekân dekoru, yaşanılan dönemin sıkıntılı basık ve kasvetli havasına uygun yapıda, konuyla derin bir münasebet içinde serimlenir. ZAMAN 12 Mart dönemini konu alan oyun, öğrencilerin güvenlik güçleri ile çatışmasını bildiren radyo haberi ile başlar.Anarşinin kol gezdiği bir dönem sergilenir.Kadın sıkıntılı, sinirli ruh hâlinden sonra biraz sükûnet bulur.Bu sırada zamanı şu şekilde belirtir: “Kadın: Günün en güzel saati başlıyor.Bulaşığı yıkamadan önce kendimi bırakayım şöyle...Öyle seviyorum ki evimizi! Sen? "Erkek: Biliyorsun... " .... "Kadın: (Sorusunu unutmuş gibi) Günün en güzel saati akşam yemeğinden sonraki bu bir iki saat benim için.Her şey yerli yerinde, sen, ben, günün patırtısı dindikten sonra baş başa geçirdiğimiz şu bir iki saat... Geri kalan sanki hep bunun hazırlığı... Evimizin bu sessizliği ne güzel...” Bu konuşmadan sonra, evlerde sevinç diye mutluluk diye bir şeyin kalmadığı vurgulanır.Her gün bir çatışma, bir ölüm haberi duyulur.Dönemin gençleri, Erkek tarafından, avcıların kuşattığı geyiklere, ceylanlara benzetilir.Uzun, sıkıntılı, korku ve heyecan dolu bir vakit esastır.Karanlık, dönemin vasfını da belirtmesi açısından önemli bir unsur olarak belirir.
Akşam yemeğinden sonra karanlığı ve sessizliği bozan kapı zili ile oyun hareketlenir.Gelen pusula ile tedirgin bekleyiş zirveye ulaşır.Daha sonra Komşu gelir, silâhlı mücadele için evden ayrılan ve üç ay boyunca eve hiç uğramayan oğlundan söz eder.Yaşlı kadın yalnızlıktan sıkılır, ancak her an oğlunun dönebileceği umudu ile evde bekler. Oyunda hep bir bekleme esastır.Yaşlı kadın gider.İkinci tablo, bir saatlik bir atlamadan sonraki gelişmeleri konu alır.Oyun kişilerinden yazar ile eşi, geçmişe dair hatıralar üzerinde konuşurlar.Sanatçı, kendi hayatının muhasebesini yapar.Kadın, eşinin tutuklanma ihtimali karşısında hazırlık yapmıştır.Eşinin eşyalarını bir valize yerleştirmiştir. Oyunun önemli zamanlarından biri de dışarıdaki gelişmelerin fark edildiği andır.Farların aydınlattığı, yalayıp geçtiği pencereden dışarıda olup bitenler konuşma yoluyla sahneye ulaştırılır.Karşı apartmanda oturan öğrencilerin evlerine baskın yapılmıştır.Bu esnada evin mutfak balkonundan sesler gelir.Yazar sesin sebebini araştırmak için balkona yönelir.Silâhlı çatışmanın kahramanlarından Delikanlı ile silâhsız çatışmayı destekleyen yazar karşılaşır.Bu anda önemlidir.Tartışmalar esnasında zaman saat olarak belirtilir: “Delikanlı: Saat ona geliyor. (Yeniden saatine bakar): Beş var. " "Erkek: (Saatine bakar) Evet. " "Delikanlı: Benim için zor.Geç kalıyorum.On birde sokağa çıkma yasağı başlıyor... (Kapının yanındaki çantayı gösterir.)Bir yere gidecekseniz sizin de vaktiniz daralıyor.” Delikanlı, arkadaşlarına sığınmak için gelmiştir, ancak baskını anlayınca, önceden eserlerini okuduğu yazarın evine sığınmaya karar vermiştir.Niyeti geceyi burada geçirmektir.Gelen telefon her şeyi açıklar.Bu an da çok önemli anlardandır.Telefondaki ses yazara, tutuklanmaktansa kaçmayı telkin eder.Yazar kararlıdır, kalacaktır.Delikanlı kaçmayışı da olumsuz değerlendirir.Bir an önce gitmesi gerektiğini de anlar. Uzun, korkutucu, merak ve heyecan uyandırıcı gece, delikanlının gitmesinden sonra, yazarın kararlılığı ile umut ve aydınlık dolu gelecek gün özlemine doğru yürür.Yazar, Baudelaire’den yürüyen geceyi dinle dizesini okur.Geleceğe inanan sanat ve fikir adamının, yaşama sevinci dolu sözleriyle oyun son bulur. KİŞİLER Oyunda dört kişi yer alır.Bunlar hayattan çekilip alınmış kadar canlı, inandırıcı ve değişiktirler.Hepsini aynı noktada birleştiren husus, yaşadıkları dönemin gerginliğidir.Erkek, Kadın, Komşu ve Delikanlı adlarıyla oyunda yer alan bu kişiler, karakter niteliği taşıyan insanlardır.Ülkedeki ana-babaların, eş ve çocukların durumlarını somutlaştıran tipik özellikleri de söz konusudur.
Erkek, yasalar çerçevesinde mücadele edenleri; Kadın, eşinin yanında ona destek olan anlayışlı kadınları; komşu, üniversiteye okumaya gönderdiği oğlunu silâhlı çatışmalara katılmış gören çaresiz anaları ve Delikanlı da toplum düzenini değiştirmenin silâhlı çatışmayla olacağına inanan gençleri temsil eder.Özel adlar verilmeyişinin sebebi de bu kişilerin aynı durumda olan bütün insanları temsil etmeleridir.Anarşi, ölüm ve tutuklamaların yaşandığı, gergin, sıkıntılı ve basık bir atmosferin hüküm sürdüğü bir zamanda kendi evine ve kendi dünyasına kapanan insanların dramı sergilenir. Oyun kişilerinden merkezî nitelik taşıyan Erkek, kırk beş yaşlarında bir yazardır.Otuz yıl boyunca kalemi elinden bırakmamıştır. Her tavrında açık, dürüst ve anlayışlı olmaya özen gösterir.İnsanları iyi tanıyan, aydın bir sanatçıdır.Ülkenin ve gençlerin yaşadığı acımasız ve korkunç olaylar karşısında sarsılır.Toplumun hayat seviyesini yükseltmek için kalemiyle mücadele eder.Düşünce yani akıl yoluyla mücadele taraftarıdır.Toplum düzeninin, sürecini tamamlayınca doğal olarak değişeceğinden söz eder.İdeolojiyi amaç değil, insanlığa hizmet veren araç olarak değerlendirir.Yargısız ölüme ve silâhlı mücadeleye karşıdır.
Büyük bir vatan sevgisiyle doludur.Ülkenin küçük bir görüntüsü olan doğup büyüdüğü kasabasını, oradaki menfaatçi çevrenin çalışmalarını anlatır.Hayata bağlılığı, güzele ve güzelliğe tutkusu, açık sözlülüğü ve hoşgörüsü ile tam bir sanat adamıdır.Mutlu bir aile hayatı vardır.Delikanlı ile çatışan fikirleri vardır. Yasal yollardan verdiği mücadeleye rağmen tutuklanacak olması yeni bir kararı beraberinde getirir.
Ona, arkadaşlarının da tedbir diye telkin ettiği bu karar “kaçma” fikridir. Fakat o, kaçmayı kesinlikle düşünmez.Gelecek günlerin aydınlığına inanır.Bu tavır fikir namusundan ödün vermeyen büyük filozof Sokrates’in zehir içerek ölmeyi kaçmaya tercih etmesini hatırlatır. Oyunda, eşinin yanında yer almasıyla belirginleşen Kadın, duygusal, romantik, iyi niyetli, güzel ve etkileyici bir kadındır.Her şartta eşinin yanında olan kadın, sanata ve edebiyata düşkündür.Tedirgin ve ürkek tavırları, özellikle oyuna lirik bir hava katan aşk ve sevda dolu sözleri ile dikkatleri çeker.Tedirginlik dolu bekleyiş sinirlerini yıpratmıştır.Eşinin tutuklanma ihtimali onu yıpratır.Erkek’in mutluluk ve huzur dolu aile hayatını serimleyen kadın, kültürlü, hoşgörülü ve samimi bir kadındır.Eserin başında yer alan tanıtım cümlesinde otuz üç yaşında diye belirtilse de yirmi yıllık evlilik süresi düşünülünce yaşın hatalı yazılmış olabileceği akla gelmektedir. Ülkenin dört bir yanında, anarşiden olumsuz yönde etkilenen insanları temsil edenlerden biri de Komşu’dur.Saygın, dürüst, ana şefkatini temsil eden yaşlıca bir kadındır.Eşini genç yaşta kaybetmiş, oğlunu küçük yaştan itibaren tek başına büyütmek zorunda kalmıştır.Üniversiteye gönderdiği oğlu, okulu bırakıp silâhlı mücadeleye katılmıştır.Üç ay süreyle oğlundan bir haber alamamıştır.Erkek ile Kadın’ın komşusu olan kadın, çocuksuz oldukları için onlara imrense de sadece oğlu için kaygılanmaz.Bütün gençler için üzüntü duyar.Gerçek hayata bağlı olarak yaratılmış bir inandırıcılığı, etkileyiciliği vardır. Oyunun genç, toy, dinamik ve silâhlı mücadelecisi de Delikanlı’dır.Oyunun merkez kişisi olan sanatçıyı, üç beş ay öncesine kadar dikkatle okuyup beğendiğini söyleyen genç, sığınmak zorunda olduğu evi bilinçli olarak seçmiştir.Komşu’nun oğluyla aynı üniversitede okudukları için önceleri bir iki kez arkadaşının evine gelmiştir.Sanatçının oturduğu evi de öğrenmiştir.
Sığınma amacından biri de merak ettiği bir davranışı gözlemektir.Sanatçı kalemiyle verdiği mücadeleyi davranışlarıyla destekleyecek midir? Delikanlı’ya göre, kalemle mücadele silahlı çatışmayı desteklemiyorsa mücadeleden kopmuş demektir.Bu sebeple sanatçıya karşı hakarete varan sözler sarfeder.
Sosyalizmi amaç olarak görür.Silâhlı çatışmayı zorunlu bulur.Hoşgörüden yoksun, tek taraflı düşünen, cesareti aklından fazla olan genç yirmi yaşındadır, üniversite öğrencilerini temsil eder.Oyunun merkez kişisi olan Erkek, Delikanlı’nın hırçın tavırlarını tatminsizlik, mutsuzluk ve eğitimsizliğe bağlar.Oyunun başında radyoda duyulan haberde sözü edilen yaralı genç, Delikanlı’dır.Oyunun aksiyonuna, heyecanına hız katar.Oyunun kişilerinin hepsi karakter olma özellikleriyle belirirler. Oyunun basamaklı ve inandırıcı bir zeminde gelişmesi onların kararlı tavırları ile mümkün olur. OLAY DİZİSİ Yazar bu oyununda da klâsik bir yapılaştırmayı esas alır.Radyo vasıtasıyla yaşanılan zaman ve olaylar hakkında sezdirici, açıklayıcı ve tanıtıcı bilgiler serimlenir: Yazar, siyasî olayların yaşandığı anarşinin kol gezdiği, sıkıyönetimin uygulandığı bir atmosfere çeker, izleyicileri.Spiker 1 numaralı Sıkıyönetim Komutanlığından bildirilen 114 sayılı bildiriyi okur.Bu vesile ile olacaklara, yaşanacaklara zemin hazırlanır.Dışarıdaki silâhlı çatışmalar radyoyla duyurulurken, içerdeki sessiz çatışma perdenin açılışı ile dikkatlere sunulur. Sinirli ve gergin bir konuşma ile tedirginlik sergilenir.Kadın ile Erkek devrin karmaşasını, gençlerin ölümünü, aydınların tutuklanmasını büyük bir üzüntü ile ifade ederler.Her kapı sesi, her telefon zili korku, heyecan ve ürpertiyi beraberinde getirir.Kapı sesi ile birlikte dışarı çıkan kadın, dönüşte kapıyı çalanın kapıcı olduğunu söylese de adam eşinin dalgınlığından bir şeyler sezinler.Eşinin durumu saklamasına rağmen kapıcının bir pusula getirdiğini öğrenir.Pusulada tutuklamalara ortağının da katıldığı, tedbirli olması gerektiği yazılıdır. Güven ortamından uzak bir devir anlatılır.Kişiler, zaman ve olayla ilgili her türlü açıklama serim vasıtasıyla sunulur.Serim yoğunluğunu azaltsa da her tablo başında ve oyun boyunca varlığını sürdürür.Yürüyen Geceyi Dinle oyununda önceden sezdirilen ama kişilerin kararlı davranışları ile basamaklı ve inandırıcı olarak gelişen bir çatışma sahnelenir. Baştaki gerginlik olacakları hissettirir.Kadın, eşinin tutuklanma ihtimali ile sinirli ve üzgündür.Herkes Erkek’e, tutuklanmadan kaçmasını tavsiye etse de o kaçmasını gerektirecek bir durumun olmadığını vurgular.Evine sığınan gençle yaptığı fikir tartışması, kararlılığını bir kez daha sergiler.Olayların inandırıcı bir şekilde gelişmesinde kişilerin üç boyutlu olmaları yanında, tüm toplumu derinden sarsan anarşi ortamını sergiliyor olması da etkilidir. Oyunda simetri tarzında çatışmalar sıralanır.Önce dışarıdaki silâhlı çatışma duyurulur, sonra içerdeki sessiz çatışma vurgulanır.Bu sessiz çatışmada aydınlar tek tek tutuklanmakta ve iç hesaplaşmalar yoluyla suçluluğu gerektirecek bir durumun olup olmadığı sorgulanmaktadır. Oyunun temelinde düzen ile çatışma yatar. Yazar, mevcut düzenle çatışan fikirlerini düşünce plânında kalemiyle ifade ederken, silahlı çatışmaya karşıdır. Kısacası o, hem mevcut düzene karşıdır hem de mevcut düzeni silâhlı olarak değiştirmek isteyenlere karşıdır.Ona göre mevcut düzen sürecini doldurunca toplum yeni bir düzeni yaşayacaktır.Hoşgörülü oluşu onun “dönek” ya da ılımlı manâsında “revizyonist” olarak değerlendirilmesine sebep olur.Oyunda, Erkek ile Delikanlının tartışması şeklinde ortaya çıkan çatışmalar, iki farklı anlayışın somutlaşmasını sağlar. Erkek, yaşlı, tecrübeli ve eskiyi temsil eder, Delikanlı genç, tecrübesiz ve yeniyi; Erkek kalemle mücadeleyi tercih eder, Delikanlı silâhlı çatışmayı; Erkek sabır sebat ve direnci, Delikanlı sabırsızlıkla aceleciliği; Erkek şüpheci ve akılcı olmayı, Delikanlı önyargıyı; Erkek hoşgörüyü ve anlayışı, Delikanlı anlayışsızlığı ve katılığı temsil eder.Erkek her düzenin bir süreci olduğuna inanır, Delikanlı bozuk düzeni değiştirmek için zora başvurmaya; Erkek insanları değil koşulları yargılamaktan yanadır.Delikanlı koşullardan öte insanları yargılamaktan yana; Erkek ideolojiyi insana hizmet için bir araç olarak görür, Delikanlı ise başlı başına bir amaç olarak değerlendirir.Hem davranış hem de fikir olarak birbiriyle çatışan bu kişiler birbirlerini sert sözlerle eleştirirler.Ancak yine de aralarında içten içe bir dostluk bağı oluşur. Oyunda ana düğüm, anarşi ortamında ailelerin huzursuzluğu ve tedirginliği etrafında gelişir.Yazarın hangi sebeple tutuklanacağı, iç ve dış çatışmanın sebebi, sessiz telefonların manâsı, avukattan gelen pusulada yazılanlar, tutuklanmaya razı oluşun sebebi, huzur ve sinir bozucu ortamın değişip değişmeyeceği... ve benzeri konular, merak, korku ve heyecan uyandırıcı tarzda düğüm olarak ortaya çıkar. Yasalar çerçevesinde kalemiyle mücadele eden yazar, sadece mevcut düzene karşı olduğu için suçlanacaktır.İç ve dış çatışmaya sebep olanlar düzeni zorla değiştirmek için silâha sarılanlardır.Sessiz telefonlar da kişileri kontrol anlamını taşır.Tutuklanmaya razı oluş da fikir olarak dönemin adamlarıyla çatışmaktan kaynaklanır. Dışarıdaki farlar da merak uyandırır.Karşı apartmanın etrafını kuşatmışlardır.Öğrencilerin kaldığı apartmandan üç kişiyi götürürler.Bu esnada dışarıdan cama vurulur.Korku ve tedirginlik doruktadır.Radyoda belirtilen delikanlı gelir.Silâhlı eylemi temsil eden gençle Erkek tartışır.Erkek ile Delikanlının içinde bulunduğu durum, ara düğümler olarak belirir.Delikanlı kimseye görünmeden kaçmaya çalışır. Bu esnada kapı çalınır.Aynı zaman da telefon çalar. Merak ve heyecan uyandırıcı düğümler birer birer çözülür.Delikanlı, kılık değiştirerek kaçmayı plânlar ve kaçar.Yazar ile Delikanlı duygu, düşünce ve davranış bakımından farklıdırlar.Kapıyı belirli aralıklarla çalan kişi yaşlı kadındır.Telefon da çoğunlukla tedirgin etmek maksadıyla çaldırılır.Bir de yazarın arkadaşlarından bir doktor arar.Yazara kaçmasını tavsiye eder. Yazarın kararı merak uyandırır.Oyunun doruk noktası, bu merak etrafında şekillenir.Yazar, Delikanlı ile konuşmaları, tartışmaları esnasında da belirttiği gibi kesinlikle kaçmaktan yana değildir.Düşüncelerini sonuna kadar savunacak ve kalemle mücadelesini devam ettirecektir.Tutuklanmayı kaçmaya tercih eder. Bu kararlılık oyunu romantik bir atmosfere doğru götürür.Yazarla eşi, bir iç huzura ulaşır.Aydınlık dolu, umut dolu bir ruh hali ile yürüyen geceyi dinlerler. Acıların yerini almaya hazırlanan sevinçler vardır gecenin içinde.Duygu, düşünce ve davranışlarını tahlil etmiş olan yazar kendisini arı, temiz ve hafiflemiş bulur. Düşüncelerinden ötürü kaçacak değildir.
Oyun etkileyici bir konuşma ile son bulur.Kendisini büyük bir buğday tanesini taşımaya çalışan, milyonlar içinde bir karıncaya benzeten yazar, ömrünü inandığı değerler uğruna harcar. “Yürüyen geceyi dinle/ Kimine huzur getirir, keder kimine” dizesi ile duygularını dinlendiren yazar, bir nevi “Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar” mısraının mânâsına benzer bir mânâ ile huzur bulur. KONUŞMA ÖRGÜSÜ İç hesaplaşma ile tartışma üslûbunun hâkim olduğu konuşma örgüsü, aksiyona iki yoldan hizmet eder.Sahne üzerinde tahlile dayalı konuşmalarla içtekini dışa yansıtmada aracı durumundadır.Konuşma örgüsü sahnedeki aksiyonu, tartışma ve çatışma yoluyla hızlandırır.Sahnede sergilenmesi mümkün olmayan olayların, tabiî bir akış içinde radyo, gazete veya haberciler vasıtasıyla sahneye taşınması mümkün olur. Ciddî açıdan geliştirilen konuşmalar derin fikirlerle yüklüdür.Her fikir beraberinde karşı fikri getirir.Konuşmalar, tartışmaya hatta harekete varan çatışmaya dönüşür.Sözcüklere hâkim olan duygu başlangıçta karamsarlık ve tedirgin edici bekleyiş iken, sonradan kararlılık ve gittikçe aydınlanan bir umut şekline dönüşür.Eserde derinliğine bir felsefe ve ideoloji çatışması yer alır.
Yazar, hayatla, mücadeleyle, insanla, insanlıkla, bilimle, eğitimle, gençlikle ve tatminsizlikle ilgili düşüncelerini konuşma yoluyla aktarır.Dış dünyanın bütün çatışması konuşma örgüsüne yansır.Konuşma her unsurun zeminin hazırlar.Serim, çatışma, düğüm... hep konuşma örgüsüyle aksiyon kazanır.Hareket ve çatışma tiyatronun temelini oluşturur.Kadın’la Erkek’in aşk dolu, sevgi dolu davranışları, konuşmaya lirik, duygusal ve samimî bir şiir atmosferi kazandırır. Yazar hatıraları ve yaşama sevincini çağrıştıran mısralara da yer verir: “Erkek: (Okur) " Virane olacak güneş sarayım Ya aşkım umutlarım n’olacak?” “Erkek: ... " Evinizin önünde dolaşsam Seni bulamazdım Sen gözlerinde bahçeler olan Şimdi evimdeki karım Senin kadar güzel olsun çocuklarım Gökyüzü bugün ne kadar da çok Yıldızlarla dolu avuçların...” Her şeyi insana sunulan hizmet ölçüsünde değerlendiren Cumalı eserinde ideolojilerin bir amaç değil araç olduğunu ısrarla vurgular.İnsanı esas alan ve onu amaç olarak değerlendiren anlayışı yüceltir.
|