|
Necati Cumalı, vatan şairi Namık Kemal’in bazı hayat sahnelerini oyununa konu olarak seçer. “Vatan Diye Diye” adını taşıyan bu oyunda, ömrünü vatanı uğruna harcayan, toplumumuzu aydınlanma, batılılaşma ve millîleşme sürecine doğru yönlendirmeye çalışan “büyük vatan tutkunu” Namık Kemal’i yeni nesle tanıtmayı hedefler.Tarihî bir şahsiyetin merkezinde gelişen oyunda, konu, tema, kişiler, zaman, dekor... kısaca bütün unsurlar tarihî gerçeklik esasına uygun bir şekilde sergilenir. Oyunun başında vatan şairi Namık Kemal’in “Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler / Ki edna zevki alâdır vezaretten sedaretten” mısraları yer alır. Bunu Cumalı’nın “Niçin Namık Kemal?” başlıkla yazısı takip eder.Cumalı, bu yazısında, her yeni gelen kuşağın geçmişinden habersiz oluşu ile ilgili düşüncelerini aktararak Namık Kemal’i gençlere tanıtma arzusundan söz eder. Geçmişini bilmeyen insanın geleceğini yönlendiremeyeceğini belirtir ve bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade eder. “Bizden önce gelen kuşaklar bizim çektiğimiz acıları yaşamış sorunlara çözümler aramış, çözümler denemiştir.Biz bu çabaların tümünden habersiz, onların yola çıktıkları yerden yola çıkıyor, onların soluklarının tükendiği yerde tükeniyoruz.Bilmediğimiz, ilgilenmediğimiz için onların çabalarını değerlendiremiyor, sürdüremiyoruz.Yaptığımız iş, daha önce onların açtıkları temellere ilgisizliğimiz yüzünden dolan toprağı dışarı atmak gibi bir şey!” Necati Cumalı, bu yazısında Namık Kemal ile ilgili çalışmalarına nasıl başladığını da anlatır: “Namık Kemal ile ilgili çalışmalarıma 1967 yılında başladım.O ara beni çok çeken bir trilogia oluşturacak üç konum vardı. Adlarını koymuştum: ‘Vatan Diye Diye’, ‘Millet Şarkısı’, ‘Sivasta On Gün: İlkinde Namık Kemal’in vatan tutkusu ile özdeşleşen yaşamıydı tema. İkincisinde Tevfik Fikret’in çürümüş bütün toplumsal değerlendirmelere, boşinanlara başkaldıran erdemli direncini belirtmeye çalışacaktım. Üçüncü konum Sivas Kongresinin yalnız adamı Mustafa Kemal’in, Sivas’ta verdiği on günlük düşünce savaşı!’” Cumalı, sözünü ettiği trilogianın sadece ilkini oluşturma fırsatı bulabilir.Onu da 1967 baharında üç ay süren bir hazırlık çalışması sonunda senaryo taslağı olarak yazar.Ancak taslak ilgi görmez. Konuyu roman olarak yazmayı düşünür.Onu da göze alamaz.En sonunda konuyu oyun olarak işlemeye karar verir. 1984’te yazdığı eserin bazı sahnelerini 1990 yılında yayınlanan eserinden çıkarır.Namık Kemal’in hayatından sahneler sergilerken belgelere bağlı kaldığını ifade eden yazar, vatan şairini sanatın gerçekliği çerçevesinde sahneye taşımıştır. ÖZ VE BİÇİM Dram biçiminde kaleme alınan “Vatan Diye Diye” ilk ve son perdelerde on ikişer, ikinci perdede sekiz olmak üzere toplam üç perde ve otuz iki tablodan oluşur.Tablolar da sahneler halinde düzenlenmiştir.Evrensel anlamda vatan sevgisi ve vatan uğruna mücadele temasını ele alan oyunda, millî tema, vatan şairi Namık Kemal’in mücadelesiyle şekillenir. Kalabalık bir oyuncu kadrosuna sahip olan oyunda, esas kişi, Türk fikir ve edebiyat hayatına damgasını vuran vatan ve hürriyet şairidir. Cumalı, “Namık Kemal’in yaşamının sahneye yansıması” diye değerlendirdiği oyunu ile ilgili olarak Raik Alnıaçık’a yazdığı mektupta, Namık Kemal’i tanımak konusunda şunları söyler: “Gerçekte bizim ulus olma çabalarımızın ilk tohumlarını vatan tutkusu ile Namık Kemal atar.Mustafa Kemal’in çıkış noktası Namık Kemal’in yaşadığı özlemlerdir. Kurmaya çalıştığımız demokratik düzenin temellerini hangi özverili çalışmalar acılarla günümüze ulaştığını aşama aşama istiyorsak Namık Kemal’i tanımakla işe başlamalıyız.” Konu, tarihi gerçeklikler olunca zaman da dekor da bu gerçekliğe uygun bir şekilde ifade edilir.Şubat 1862’de başlayan oyun, önemli zamanlar üzerinde yoğunlaşma yoluyla sahnelenir.Dekor da kahramanın yaşayışını sezdirici mahiyette fonksiyoneldir.Benzetmeci tiyatronun yanılsama tekniği geçmiş zamanı sahneye taşıma imkânı sunar.Oyun bu bakımdan Aristotelesçi yaklaşımla kaleme alınmıştır, denilebilir. Hem fikirleriyle, hem de davranışlarıyla saray çevresine ters düşen, bu sebeple ömrünü sürgünlerde geçiren Namık Kemal’in eziyetli sıkıntılı hayatı oyun yayınlanmadan önce Mahir Canova yönetiminde sahnelenir.13 Kasım 1988 tarihinde oynanılan oyun 1989 yılında da çeşitli illerde sahnelenir.Çatışmalarla düğümlerle yürüyen oyun, biçim olarak belgesel bir dramdır.Gerçeği yansıtma arzusu ile belgelere dayanan Cumalı, tarihî bir dram oluşturur. Belgesel niteliği ile beliren oyunda diyalog ve hareket esastır. Oyun, İstanbul’da sahaflar çarşısında başlar.Çarşıda dolaşırken Şinasi’nin Münacaat’ını satın alan N.Kemal, şiirden çok etkilenir, Şinasi ile tanışmayı ister ve tanışır. Şinasi’nin çıkardığı gazetede yazılar yayınlamaya başlar.Saray çevresi ile çatışan fikirleri vardır.Osmanlı devletini kurtarmak amacıyla bir araya gelen arkadaşlarıyla Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ni kurarlar.
Cemiyetin gizli faaliyetinin jurnali ve yazdığı yazılar yüzünden 1867’de ülkeyi terketmek zorunda kalır. Yurda döndüğünde belli bir süre yazılarını gizlice yayınlar. Ali Paşa’nın ölümünden sonra İbret gazetesini çıkarır. Yazıları yüzünden sürgün edilir. Tekrar İstanbul’a döner.Bu defa “Vatan yahut Silistre” oyunu yüzünden tutuklanır, Magosa’ya sürülür.
Kalebend olarak otuz sekiz ay Magosa’da kalır.Vaktini yazarak geçirir.Abdülaziz’in tahttan indirilmesi sonucu İstanbul’a döner.V. Murad’ın padişahlığını sevinçle karşılayan Namık Kemal onun aklî dengesini yitirmesi ile hüsrana uğrar.V. Murad’ın yerine gelen II. Abdulhamid, Kemal’e önemli görevler verir.Ancak kısa süre sonra Kemal II. Abdülhamid’i tahtan indirme çabaları gerekçesiyle tutuklanır. Savunma sonucunda suçsuzluğuna karar verilir.Sürgünden sürgüne gönderilen şair, son günlerini Sakız adasındaki evinde geçirir.Yaşadığı sürece İstanbul’dan uzaklaştırılan Kemal’in eserlerinin yayını da çeşitli sebeplerle durdurulur.Büyük bir umutla yayınlanmasını beklediği Osmanlı Tarihi’nin yayını durdurulunca zaten hasta olan şair, sarsılır.Kısa bir süre sonra 2 Aralık 1888 tarihinde de vatan diye diye son nefesini verir. DEKOR Namık Kemal’in hayatını konu alan oyunda dekor da tabiî nitelikleriyle belirir. İstanbul’da sahaflar çarşısında başlayan oyun Sakız adasında şairin yatak odasında son bulur.Kalabalık bir çarşı dekoru ile açılan oyunda Namık Kemal’in baba evi Hubyar, Tercüme Odası Kalemi, Tasvir-i Efkâr’da yazı odası, V.Murad’ın köşkündeki salon, Belgrad ormanlarındaki Valide Bendi, Sadrazam Ali Paşa’nın odası, Courrier d’oriend gazetesinin deposu, Jean Pietri’nin odası, ilk perdenin dekorları olarak belirir. Oyunun açık mekân dekoru olarak beliren Valide Bendi, aydınlığa, hürriyete ve umuda açılan kapı gibidir.İkinci perdede Hubyar, Namık Kemal’in memlekete dönüşünü sergileyen dekor olarak belirir.Ali Paşa’nın konağı, Diyojen gazetesi, İbret gazetesi yazı odası, Gedikpaşa Güllü Agop Tiyatrosu ve tiyatronun müdür odası ile Sultanahmet Cezaevi de önemli dekorlar olarak oyunun aksiyonu içinde yer alır.Güllü Agop Tiyatrosu’nda “Vatan Yahut Silistre”nin temsili canlandırılır. Bu vesileyle kulis, fuaye, sokak da dekor olarak belirir. Sultanahmet cezaevi dekorunda kapanan ikinci perdeden sonra dekor daha çok sürgünlerle şekillenir.Magosa’da yargıcın evi, Kemal’in hücresi ve yeni odası, yine Hubyar, Dolmabahçe sarayı, Hayal gazetesi, Sultanahmet cezaevi cinayet mahkemesi, mahkeme başkanının evi ve nihayet Sakız adasındaki ev üçüncü perdenin dekorları olarak sergilenir. Yazar, dekorları belirgin unsurlarıyla dikkatlere sunar.Magosa’daki hücre dekoru özellikle ayrıntılarıyla belirtilir. “İki adım eninde, üç adım boyunda, taş duvarları rutubet kusan bir oda” diye nitelenen bu hücre Kemal’in dört duvar arasındaki yaşayışını, çektiği eziyeti sergiler.Oyunun finali, İstanbul’dan uzakta Sakız adasındaki gelişmelerle şekillenir. Namık Kemal, evinin yatak odasında son yolculuğuna çıkar. ZAMAN Yirmi altı yıllık bir zaman dilimini konu alan “Vatan Diye Diye” Şubat 1862’de başlar ve vatan şairi Namık Kemal’in ölümü ile 2 Aralık 1888’de son bulur.Üç perdeden oluşan oyunda ilk perde Şubat 1862 ile 17 Mayıs 1867 yılları arasında yaşanılanları; ikinci perde 25 Kasım 1870’ten 9 Nisan 1873’e uzanan zamanı; üçüncü ve son perde ise 1876 yılından 2 Aralık 1888 tarihine kadarki gelişmeleri konu alır.Perdeler arasında ve tablolardaki geçişlerde büyük ölçüde zamanda atlama tekniğinden yararlanılır. Namık Kemal’in yirmi iki yaşından kırk sekiz yaşına, yani ölümüne kadar yaşadıkları, kesitler halinde sahnelenir.Oyuncular konuşma esnasında zamanı belirtici ifadeler de kullanırlar. İlk perdenin başında Şubat 1862 yılının ramazan ayı söz konusudur. İlk perdenin ikinci tablosunda Namık Kemal’in babası M.Asım Bey vakti oruç açma münasebetiyle şu şekilde belirtir:“M.Asım- (Cep saatine bakar) Topun atılmasına dört dakika var.” Üçüncü tabloda üç gün sonraki gelişmeler sergilenir.Namık Kemal, ilk tabloda Münacaat adlı şiirini okuyup da etkilendiği Şinasi ile tanışır.Önemli zamanları sergileme esas olduğu için, zamanda atlamalar söz konusudur.Üç yıllık bir atlamadan sonra gelişmeler sahnelenir.Namık Kemal’in V. Murat’la münasebeti sergilenir.Sonra Türk tarihi için de önemli olan bir zaman sahneye taşınır:1865 Haziranı ortaları Meşrutiyet’i kurma amacıyla bir araya gelen topluluk, Erbab-ı Hamiyet Yeni Osmanlılar olarak eyleme geçme kararı alır. İki yıllık bir atlamadan sonra Kemal’in yazılarının saray çevresini rahatsız ettiği belirtilir. Şair yazı yazmaması konusunda uyarılır.Bu uyarının ardından gazete kapatma kararı uygulanır.Gazetenin yazar kadrosu atamalarla İstanbul’dan uzaklaştırılmak istenir.Bu sırada Paris’te M.Fazıl Paşa’nın gençleri destekleyici çabaları söz konusu olur.13 Mayıs 1867’de Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin mensupları Paris’e kaçma kararı alır.17 Mayıs’ta kaçışın gerçekleşmesi ile ilk perde kapanır. İkinci perde üç buçuk yıl aradan sonra yaşanılanların sergilenmesiyle açılır.Tarih 25 Kasım 1870 olarak belirir.Namık Kemal’in yurtdışından İstanbul’a döndüğü gecedir. Aradan geçen zamanı şair şu şekilde ifade eder: “Kemal: Üç buçuk yıl bir hafta vatanımdan uzak yaşadım! Avrupa sürgün oldu bana! Neler umarak gittim, nasıl dönüyorum! Bu gidiş tam bir bozgun oldu.” Yazı yayınlamamak şartıyla yurda dönmesine izin verildiği için Kemal, imzasız yazılar yayınlar.Yasağı koyan Ali Paşa’nın ölümü ile kiraladığı İbret gazetesinde faaliyet gösterir.Saray çevresiyle ters düşen bazı yazıları yüzünden gazete 10 Temmuz 1872 tarihinde dört ay süreyle kapatılır. Gazetenin yazar kadrosu da sürgün edilir.Gelibolu mutasarrıflığına sürgün edilen Namık Kemal, 2 Ocak 1873’de Gelibolu’dan döner.1 Nisan 1873 tarihinde piyesi sahnelenir.Bu tarih Namık Kemal’in vatan şairi sıfatını kazanmasında zamanın zirvesi sayılabilir. “Vatan yahut Silistre” piyesinin sahnelenmesiyle Namık Kemal, ani bir yükseliş gösterir.Halk piyesin yazarını görmek ister.Bu coşku ve tezahüratın ardından Namık Kemal ve arkadaşları bir bir tutuklanır, sonra sürgün edilirler. Oyunun ikinci perdesi, 9 Nisan 1873 tarihinde Namık Kemal’in Magosa’ya sürülmesi ile kapanır. Üçüncü perde, Magosa’daki gelişmelerle açılır. Namık Kemal, kalebend de olsa zamanını yazarak geçirme imkanını bulur.Onun Magosa’da bulunduğu süreyi oyun kişilerinden Nefi şu şekilde ifade eder: “Nefi: Yetmiş üç Nisan’ın ortalarında gelmişti, bugün 30 Mayıs 76. otuz yedi ayı doldurdu, otuz sekizinci ayı sürüyor. Çekmediği kalmadı.” Bu sırada, top sesleriyle birlikte V. Murad’ın padişah olduğu müjdesi sahneye ulaşır.Sevinçle karşılanan bu haberin üzerinden yirmi gün geçer.V. Murad’ın rahatsız olduğu belirtilir.Aklî dengesini kaybetmiş olan V. Murad’ın yerine II. Abdulhamid geçer.II. Abdulhamid zamanında önemli görevlere getirilen Namık Kemal, hazırlanan yasada 113. maddeyi tehlikeli görür. Kısa bir süre sonra padişaha istediği kişiyi sürebilme yetkisi tanıyan 113. madde işlemeye başlar. Namık Kemal, II. Abdulhamid aleyhine faaliyet gösterdiği gerekçesiyle tutuklanır.10 Temmuz 1877’de sonuçlanan mahkemede aklanır.Bu sahneden sonra kasım 1888’e atlanır.Kemal, Sakız adasındadır.Eşi ile akşam gezisinden dönen vatan şairi, rahatsızdır.Rahatsızlığının on yıl öncesinden kaynaklandığını ifade eder.Osmanlı Tarihi adlı eserinin ikinci fasikülünün yayınlanmasını bekleyen şair yayının yasaklandığını bildiren telgrafla sarsılır.Bu sarsıntıyı sezdirmek istemez 2 Aralık 1888’de saat sekizi vurduğunda vatan diye diye atan kalbi durur.Oyun, tarihî şahsiyetin ölümü ile sona erer. KİŞİLER Oyunda geniş bir şahıs kadrosu yer almakla birlikte oyun tek kişi etrafında gelişir.Vatan şairinin hareket tarzı oyunu yönlendirir.Kararlı, cesur ve atak bir kişiliğe sahip olan Namık Kemal, vatanı uğruna her şeyi göze alan bir kahramandır.Fikirlerinden taviz vermeyen tavrı ile hayranlık uyandıran şairi tutuklamalar, sürgünler yıldırmaz.
Aksine daha mücadeleci daha kararlı ve cesur kılar.O, yazı yazmakla teselli bulur.Kalemiyle verdiği mücadeleyi Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nde aktif roller alarak sürdürmeye çalışır.Ülkesini daha çağdaş bir seviyeye taşımayı hedeflese de mevcut yönetim onu hareketsiz kılabilmek için bütün fırsatları değerlendirir. Ancak o dört duvar arasında geçen zamanını da sanat ve edebiyat çalışmalarıyla değerlendirir.Sürgünler ve tutukluluk şairin sağlığının bozulmasına yol açar. Çeşitli hastalıklar geçirir.Ahmet Nafiz takma adını da kullanan N.Kemal, gösterişi sevmeyen, sade, rind ve alçakgönüllü bir kişiliğe sahiptir.Vatan diye diye geçirdiği hayatını vatan uğruna feda eder. Cumalı, Türk edebiyat ve fikir hayatında yaptıkları ile hayranlık uyandıran bir şahsiyeti oyununa taşırken onun bu vasfını sergilemeyi ihmal etmez.Kişileri gerçek hayattan çekilip alınmış kadar canlı ve tabiî bir şekilde oluşturur.Namık Kemal’i çevresiyle birlikte sahneye taşıma fikri kalabalık bir oyuncu kadrosunu da beraberinde getirir.Çağdaş bir bakış açısıyla tarihi bir şahsiyeti yorumlayışın ürünü olan “Vatan Diye Diye” de kadroyu oluşturan kişiler de tarihî gerçekliğe uygun olarak sergilenirler. Önce N.Kemal’in dış dünyada umut vaadedici kişiliği dikkatlere sunulur.Sonra yakın çevresi olan ailesi sergilenir.Namık Kemal’in aile çevresi babası Mustafa Asım Bey, üvey annesi Maide Hanım, eşi Nesime Hanım, kızı Feride olarak belirir.Bu kadroya oyunun sonlarında geçici bir süre Ali Ekrem de dahil olur.Namık Kemal’in arkadaş çevresini de Menapirzâde Nuri Bey, Sağır Ahmet Paşazade Mehmet Emin Bey, Kayazade Reşat Bey, Ebuzziya Tevfik Bey gibi yeni Osmanlılar oluşturur. Namık Kemal’in gazetecilik devresi, sürgünler ve aile çevresi dekor değişikliği ile birlikte kişi değişikliğini de gerektirir.Tasvir-i Efkâr’da çalışırken Kalavasi Usta, Karabet Usta, Yusuf Ağa gibi ustabaşı, dizgici ve dağıtıcı kişiler söz konusu olur.Yönetim ve saray çevresi ile görüşmelerde Lala Topal Süleyman Ağa, V. Murat, Ali Paşa oyun kişileri olarak belirirler.Dönemin edebiyat ve sanat adamlarına karşı tavrını sergileyen tutuklamalar ve sürgünler, Ziya Paşa, Teodor Kasap Efendi ve Ahmet Mithat Efendi gibi tarihî şahsiyetler için de söz konusudur. Namık Kemal’in Magosa’ya sürgünü ile Magosa yargıcının eşi Rabia Hanım, yeğeni şair Hasan Nef’i, Magosa kalesi yazıcısı Teğmen Zeki, Magosa’da N.Kemal’in sağlığı ile ilgilenen Dr. Mehmet Aziz de sahneye dahil olur.Sakız adasında da sağlığı ile Dr. Onştayn ilgilenir.Oyunda fon şahıslar diyebileceğimiz nitelikte bol bir kadro vardır.Bu kişiler Namık Kemal’in belirginleşmesi ve yaşanılan çevrenin canlandırılması bakımından dekoratif roller üstlenirler. Hepsi de şair ile ilgileri münasebetinde değer kazanır. Sokak dekorunda yer alan kişileri de buna eklemek mümkündür. Onlar da yaşanılan zamanı somutlaştırmada fonksiyoneldir. Sayıları otuzdan fazladır. Namık Kemal’in vatan konulu piyesinin sahnelenmesiyle Güllü Agop Efendi, Piranuhi Hanım (Zekiye rolünde), İslam bey de oyuna dahil olur.Necati Cumalı, baş kişiyi ayrıntıları ile bir karakter olarak çizer.Diğer kişiler de aksiyonun hızı içinde yerlerini birbirlerine terk ederek fonksiyonel bir biçimde değişirler. Onlar da en az Namık Kemal kadar canlı ve renkli çizilmişlerdir. OLAY DİZİSİ Necati Cumalı, oyunda klâsik bir yapılandırmayı esas alır:Serim, çatışma, düğüm, doruk nokta ve çözüm.Kişilerin ve yaşanılan çevrenin tanıtıldığı kısımlar, Namık Kemal’in somutlaşmasına zemin hazırlayan serim unsurları olarak belirir.Öncelikle toplumun genç Kemal’den bekledikleri, ona bakış açıları sezdirilir. Sıradan vasıfları aşmış olan genç Kemal’in edebiyat alanındaki yeteneği ve merakı, fikirleri, üstatları tanıma arzusu... sergilenir.İstanbul’da sahaflar çarşısında başlayan oyunda tarihî atmosfer canlandırılmaya çalışılır. Çarşının kalabalığı içinde Namık Kemal, Şinasi’nin Münacaat’ını satın alır. Şiirden etkilenişi ve Şinasi’yle tanışma arzusu ile aile çevresi bir arada serimlenir.Kadronun kalabalık oluşu ve onlarla ilgili tanıtıcı bilgilerin verilişi konusunda serim açıklayıcı ve tanıtıcı vasfını oyun boyunca sürdürür.Kalabalık bir kadro da olsa esas olan Namık Kemal’i somutlaştırmaktır.Kemal’in aile çevresinden sonra çalıştığı Tercüme Odası Kalemi ve arkadaşları da tanıtılır.Üç yıllık bir atlamadan sonra Namık Kemal, Tasvir-i Efkâr’daki çalışmalarıyla serimlenir. Kemal, kadının eğitimi ile ilgili yazılar yazmakta, o devre göre yenilikçi düşünceler yaymaktadır.Namık Kemal’in V.Murat ile dostluğu da serimlenir.Kemal, V. Murat’a edebiyat dersleri verir.Hukukî işlerinde yazışmalara yardımcı olur. Osmanlı devleti maliyesi, ekonomisi, siyaseti ile tam bir çöküş içindedir.Ülkesini seven gençlerden Namık Kemal ve arkadaşları bu gidişi durdurabilmek ve Osmanlı İmparatorluğu’na eski gücünü kazandırabilmek için çaba sarfederler.Mevcut yönetim şeklinin değiştirilmesi gerektiği inancındadırlar.Bu yolda mücadele etmek için Belgrad Ormanlarında Valide Bendi’nde Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ni kurarlar. Böylece çatışma noktası da belirir:Mevcut düzene yani tek başına padişahın ülkeyi yönetmesine karşı meşrutiyet fikrini savunmak.Bâb-ı Âli çevresi ile çatışma esastır.Namık Kemal’in yazdıkları, saray çevresini huzursuz eder.Sadrazam Ali Paşa, Namık Kemal’in çalıştığı Kalem’in müdürüyle görüşür.Ondan N.Kemal’i uyarmasını ister. Ali Paşa “Devletin güçsüzlüğünü halkına duyurmak onurlu bir davranış değildir” der.N.Kemal’in yazı yazmasını engelleme istekleri ters teper. Kemal, yazmaktan vazgeçmez. Bu sırada Paris’te bulunan M.Fazıl Paşa da genç Osmanlılara destek olur.Fazıl Paşa da meşrutiyeti getirme düşüncesindedir.Paris’ten gönderdiği mektubu bu ve benzeri düşünceleri konu alır.Mektup Türkçeye tercüme edilerek çoğaltılır ve gizlice şehrin her köşesine dağıtılır.Mustafa Fazıl Paşa, gençleri Paris’e çağırır.Courrier d’Oriend’in sahibi Jean Pietri onlara yardımcı olur.Saray çevresi, Yeni Osmanlılar Cemiyeti ile ilgisi olanları tutuklamaya başlar. Böylece mevcut düzen yanlıları ile düzeni değiştirmek isteyenler resmî anlamda da çatışırlar. Gençleri ihbar eden yine kendi arkadaşları Ayetullah’tır. Veliefendi çayırında yapılan son toplantıda M. Emin silâhlı eyleme geçilmesini, Ali Paşa’nın bazı bakanlarının öldürülmesini önerince, Ayetullah ihbar etme gereği duymuştur.Yeni Osmanlı Cemiyeti mensupları Paris’e kaçmaya karar verirler.17 Mayıs sabahı vapurla İstanbul’dan ayrılırlar. Oyunun başından itibaren basamaklı olarak gelişen bir çatışma esastır.Duygu, düşünce ve değer bakımından farklı olan Namık Kemal, yaşadığı dönemin mevcut düzeni ile çatışır.Bu çatışma tarihî nitelikleriyle gerçekçi, inandırıcı ve etkileyicidir. Namık Kemal, vatan uğruna sürgünlerle, tutuklamalarla geçireceği ömrünü fikir mücadelesinden taviz vermeden, ülkesini aydınlığa taşıma yolunda çabalarla yine vatan diye diye tamamlar. Namık Kemal yaşadıkça çatışma da sürer.Yöneten-yönetilen, emreden-emri yerine getiren çatışması olarak da şekillenen bu çatışma, Kemal’i aile ocağına hasret bırakır. Karakterin kararlılığı basamaklı çatışmayla gerçekçi bir havayı beraberinde getirir.Halkın vatan yolunda bilinçlenmesine katkıda bulunan oyunu ile Kemal, yine mevcut düzenin hedefi olur.Kısa süreli yönetim değişikliği ile sürgünlerden kurtulan Kemal mücadelesini verdiği Meşrutiyet’in sevinci ile anayasayı hazırlama kurulunda verilen görevleri kabul etse de sonuçtan memnun kalmaz.Padişah 113. maddeyi anayasaya sokarak, sürgün etme yetkisini elinde bulundurur. Geçici bir süreyle dinmiş gibi görünse de çatışma şiddetlenerek devam eder.Kemal’in kültür hizmetleri bile yasaklarla engellenir.Oyunda, Namık Kemal ve arkadaşlarının mevcut düzeni değiştirip yerine meşrutiyeti getirme mücadeleleri ana düğüm olarak belirir.Tam bir bozgun dönemi olan bu yıllarda Osmanlı devleti maliyesi, ordusu, eğitimi ve yönetimi ile çökmek üzeredir.Hedef, devleti çökmekten toplumu karamsarlıktan kurtarmaktır. Namık Kemal’in Şinasi ile tanışma arzusu bir ara düğüm olarak belirir. Bu düğüm kısa sürede tanışma ile çözüme ulaşır.N.Kemal’in gazeteye yazı yazmasının engellenmesi ile ilgili düşünce de ara düğüm olarak belirir.Namık Kemal’in yazı yazmayı sürdürme arzusu saray çevresiyle çatışması anlamını taşısa da o, bu fikrinden taviz vermez. Böylece ara düğüm çözümlenir.
Meşrutiyet uğruna aktif mücadele istekleri Yeni Osmanlılar Cemiyetinin kurulması ve gizli çalışmaları ile çözümlense de her çözüm yeni bir ara düğüme zemin hazırlar.Gizli çalışmaların ne zamana kadar devam edeceği meçhuldür.Sonunda arkadaşlarının Ayetullah, cemiyetin çalışmalarını ihbar eder.Bu ihbarla tutuklamalar başlar. Ancak daha öncesinde Paris’e kaçma fikri vardır. İlk asal düğüm noktası, Yeni Osmanlılar Cemiyetinin ihbar edilmesi ve gençlerin Paris’e kaçma kararı ile şekillenir.Paris’e kaçmak çözüm müdür? Bu konuda merak unsuru harekete geçirilir.Namık Kemal, ailesine mektup bırakarak gittiği Paris’ten üç buçuk yıl sonra hayal kırıklıklarıyla döner.Kendilerini Paris’e çağıran M. Fazıl Paşa’dan arkadaşlarına kadar bir çok insanı nefretle anar.Menfaatçi davranışlarından tiksindiğini belirtir. Namık Kemal, gizlice yazı yazma faaliyetini sürdürmek zorunda kalır.Hem memuriyet hem de yazı faaliyeti yasaktır.Namık Kemal, çalışmalarını yasaklayan Ali Paşa ölünceye kadar gizliden gizliye yazı yazar.Ali Paşa öldükten sonra İstikbal adlı bir gazete kurma düşüncesi ortaya çıkar.Fakat bu sefer Hüsnü Paşa’nın muhalefetinden çekinirler.Bunun üzerine N.Kemal, İbret gazetesinin sahibiyle anlaşıp gazeteyi kiralamaya karar verir. İbret gazetesindeki yazılarında devlet meseleleriyle ilgili ifadelere yer vermesi bazı çevreleri rahatsız eder.Mısırlı Hıdiv İsmail Paşa, adamı vasıtasıyla gazetede Mısır’la ilgili haberleri susturmak üzere yüklü miktarda rüşvet gönderir.Namık Kemal kabul etmez.Ancak adam gazeteyi kapattırabileceğini söyleyip gider.Ara düğüm olarak değer kazanan bu sorun, kısa süre sonra gazetenin dört ay süreyle kapatılması şeklinde çözüme ulaşır.
Gazete çalışanları da sürgüne yollanır.Namık Kemal, Gelibolu mutasarrıflığına atanır.Bu görev 2 Ocak 1873’e kadar sürer.1 Nisan 1873 tarihi Namık Kemal ve Türk fikir hayatı için önemli bir gün olur.Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre” oyunu Gedikpaşa Güllü Agop tiyatrosunda sahnelenir. Halk galeyana gelir. Eserin yazarını görmek ister.Namık Kemal halkın kahramanı olur.Halkın coşkusu günden güne artarak devam eder.İbret gazetesinde halkın ilgisini değerlendiren yazılar yayınlanır.Mevcut düzenin buna kayıtsız kalmayacağı ortadadır.Nitekim 6 Nisan 1873’te İbret gazetesi sınırsız bir süreyle kapatılır. Kapatma kararının ardından tutuklama başlar.N.Kemal 9 Nisan 1873’te Sultanahmet ceza evinde iken Magosa’ya sürgün edilir.Sebep de Meşrutiyet’i kurmaya çalışmaları ve V.Murat’ı padişahlığa getirme arzularıdır. Magosa’ya sürgün son asal düğüm noktası olarak şekillenir.Kemal, Magosa kaymakamı ve yargıcı sayesinde kalebend olarak yaşadığı dört duvar arasında bile yazı yazma faaliyetini aksatmaz.Ancak hastalıklardan da bir türlü kurtulamaz.Gözünden rahatsızdır.Ameliyat olması gerekir.Ameliyat geçirir.Bu sıralarda eşi, devlet tarafından yapılan yardımın da kesilmesiyle maddî sıkıntılar çeker. Aradan yirmi ay geçer.Kemal, otuz sekiz ay boyunca Magosa’da kalır.Sıtma nöbeti geçirdiği bir gün V. Murat’ın padişah olduğunu öğrenir.Hasta yatağından kalkar. Herkes sevinç içindedir.Duygu yoğunluğu zirvededir.Ancak V. Murat’ın hasta olduğuna dair bir haber sevinçlerin yarım kalmasına sebep olur.Namık Kemal, yirmi gün bile sürmeyen sevinci ile V. Murat’ı görmek ister.Gördükleri onu üzüntüye boğar. V. Murat aklî dengesini yitirmiştir. N.Kemal de kurulan yeni anayasanın komisyon üyesidir.Ayrıca Şurâ-yı Devlet (bugünkü danıştay) üyesi olarak da görevlendirilir.Namık Kemal’in korktuğu ve anayasada yer almasına karşı çıktığı 113. madde, padişaha yargısız sürgün etme yetkisi verir.Ülkenin durumu içler acısıdır. Kendini bilen ve ülkesini seven herkes sıkıntı içindedir. Namık Kemal’in korktuğu 113. madde, kısa sürede işlemeye başlar.Vatanperver bütün aydınlar tek tek sürülür.Namık Kemal bir toplantıda okuduğu “Esse-i lâyussena / İlle vekad yüselles” mısraları yüzünden tutukludur “İki defa tekrarlanan bir şey üçüncü defa de tekrarlanır” anlamına gelen bu şiirde II. Abdulhamit’in de düşürüleceği ima edilmiştir denilir.Mahkeme on gün sonrasına ertelenir. Halk ve aydın kesim Namık Kemal’in vatan tutkusu ile çalıştığından emindir.Her şartta onu desteklemek ister.Mahkeme heyeti başkanı A.Suphi Paşa’nın kızı da Kemal’in davasında haklı olduğuna inanır.Babasıyla konuşur.İkinci duruşmada suçsuz bulunsa da sürgünler Kemal’in peşini bırakmaz.Kasım 1888 sonlarında Kemal Sakız adasındadır.Karısı ve oğlu ile bir aradadır.Birinci fasikülü 7500 basılarak bir haftada tükenen Osmanlı Tarihi adlı eserini on dört cilt olarak tasarlayan Namık Kemal, sabırsızlıkla eserin ikinci fasikülünün yayınlanmasını bekler. İstanbul’dan gelen telgraf oyunun sonunu hazırlayıcı mahiyette bir doruk nokta olarak değer kazanır.Namık Kemal’in hayatı için son değişme ve etkilenme noktası bu sahnede canlandırılır.Zaten sağlık sorunlarıyla uğraşan Kemal, Osmanlı Tarihi’nin yayınlanmasının yasaklandığını bildiren telgrafla son darbeyi alır. Ancak o, umudunu asla yitirmez. Eşi ile oğlunu, kızı Feride’nin yanına İstanbul’a uğurlayan Kemal, 2 Aralık 1888 tarihinde, hasta yatağında yine edebiyattan, yine vatandan söz eder. Sefiller adlı eseri okur, doktora kitapla ilgili düşüncelerini söyler.Sonra üzgün bir anında yazdığı “Ölürsem görmeden millette ümmid ettiğim feyzi / Yazılsın seng-i kabrimde vatan mahzun ben mahzun!” mısralarını okur.Ardından saat sekizi vururken vatan tutkunu Namık Kemal son nefesini verir.Böylece perde, hüzünlü bir atmosferle kapanır. Çatışmalar, düğümler, krizler Kemal’in hayatı ile birlikte tarihe gömülür. KONUŞMA ÖRGÜSÜ Oyunun aksiyonunu yürüten, bütün unsurların ahenkle sergilenmesine imkân tanıyan konuşma örgüsü, hem sahne üzerinde sergilenen hem de sahne üzerinde sergilemesi imkânsız olan ve sahne gerisinde gelişen olayların anlaşılır kılınmasını sağlar.Tarihî gerçekleri konu alan oyun, yansıttığı devrin dilinden çok, anlaşılır, sade ve duru bir Türkçe ile sunulur.Ancak bu muhtevayı olumsuz yönde etkilemez, aksine herkesin anlayabileceği bir üslûba zemin hazırlar. Osmanlı devletinin zor ve sıkıntılı günlerine rastlayan oyunda konuşmalar, bu sıkıntıları ifade edici nitelikte gelişir.Mücadele, devleti kurtarma, meşrutiyeti kurma, halkı bilinçlendirme gibi unsurlar dile hâkim olur.Vatan ve millet kelimesi anahtar kelimeler olarak belirir.Yazar, konuşma örgüsünü geliştirirken büyük bir titizlik gösterir.Namık Kemal’in mektuplarını ve eserlerini temel kaynak olarak kullanır.Canlı, akıcı ve etkileyici bir dille coşkulu bir atmosfer yaratmayı başarır.Hayatın canlılığını sahneye taşıma ustalık ve becerisini gösterir. Açıklama, tanıtma ve bilgi verme amacına yönelik ifadeler yanında Namık Kemal’in şairliğini ve fikrî yönünü ortaya çıkaran konuşmalar da geliştirilir.Konuşma örgüsü, uzun zaman atlamalarıyla geçilen sahnelerin kopukluğa sebep olmaması için özet tekniğiyle de kullanılır. Geçmişe ait gelişmeleri, ülkenin gidişatını hep konuşma yoluyla sezmek mümkündür. Oyundaki her kişi, kendi niteliklerini sezdirici tarzda ve oyunun aksiyonuna hizmet edici seviyede konuşur.Namık Kemal’in vatan tutkusu, hem konuşma hem de davranış bakımından uyumlu bir şekilde sergilenir.Jestler ve mimikler konuşmaların inandırıcı ve içten olmalarını sağlayıcı tarzda ölçülü olarak kullanılır. Cumalı konuşma örgüsünü geliştirirken tarihî belgeleri kaynak olarak seçer.Ayrıntıyı belirlerken bile belgeleri esas alır.Üçüncü perdenin ilk tablosundaki altıncı sahne Namık Kemal’in kızı Feride’ye yazdığı mektuplardan hareketle oluşturulmuştur.Cumalı, Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre” oyunundan kısa sahnelere de yer verir.Halkın oyunu ne kadar benimsediğini sahneleme arzusuna yönelik oyun içinde oyun sayılabilecek bu teknikte Cumalı piyesin önemli sahnelerinden hatırlatmalar yapar.
İlk faslın dördüncü ve altıncı meclisinden ikinci faslın birinci, ikinci ve üçüncü meclisinden parçalar sahnelenir.Bu vesileyle vatan şairinin “vatan şarkısı” da oyunda yer alır.Konuşma örgüsü içinde temaya uygun mısralara da yer verilir.Oyunun başında Şinasi’nin Münacaat’ından beyitler yer alır.Namık Kemal’i derinden etkileyen bu şiir, gerçeğe uygun bir atmosfer içinde şu şekilde dikkatlere sunulur: “Satıcı – Hak taalâ azamet aleminin padişehi Lâ-mekândır olamaz devletinin taht gehi” Yine satıcı tarafından “Bi nihaye keremi âleme şamil mi değil / Yoksa âlemde kulu âleme dahil mi değil?” mısraları okunur. Şiirden çok etkilenen Namık Kemal, hayranlığını ifade ederken şu mısraları okur: “Beni affeylemeye fazl-ı ilahisi yeter / Sanma hâşâ kerem-i nâmutenahisi biter” Babası da daha önceleri Leskofçalı Galip’in “Demâdem hûn akar çeşmim gibi şehbal-i milletten” mısraını dilinden düşürmeyen oğluna, bu hayranlığın da geçici olabileceğini söyler. Namık Kemal’in şiirlerinden aktarmalar da konuşma örgüsünü canlandıran unsurlardandır. Paris’ten döndüğünde hayal kırıklıkları yaşayan Namık Kemal’i ailesi onun mısralarıyla teskin etmeye çalışır.Maide “Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten” mısraını; M.Asım “Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhayı hürriyet / Çalış idraki kaldır muktedirsen âdemiyyetten!” mısralarını, Maide’nin kardeşi Mahir de “Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nazende sahrâlar / Uyan ey yâreli şir-i jiyan bu hab-ı gafletten!” mısralarını hatırlatırlar.Namık Kemal de kendi şiirlerinden parçalar okur. Magosa’ya sürüldüğünü öğrendikten sonra yazdığı dörtlüğü şöyle aktarır: “Zâlim olsa ne rütbe bîperva Yine bünyadı zulmû biz yakarız Merkezi hâke atsalar da bizi Kûrre-i arzı patlatır da çıkarız!” Necati Cumalı’nın eserin başına aldığı beyiti de kaldığı zindanda okur: “Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü cefalar / Ki edna zevki alâdır vezaretten sedaretten”. Ölmeden evvel de vatan tutkusuyla yazmış olduğu şu ünlü mısraları hatırlar: “Ölürsem görmeden millete ümmid ettiğim feyzi / Yazılsın seng-i kabrimde vatan mahzun ben mahzun”. Oyun içinde yer yer Fransızca ifadeler de söz konusu olur.Azınlıkların konuşmaları verilirken de özellikle “y” sesini yutarak konuşmaları dikkatlere sunulur: Geliorum, görüorsunuz, söylüorum, anlamıorsunuz... gibi.Bu daha çok Ermeni kökenlilerin konuşması olarak belirir.“Vatan yahut Silistre” de Zekiye’yi oynayan Piranuhi, Türk değildir.Oyunda ayrıca Akif Bey adlı oyunun tasarlanması sergilenirken, baleden de yararlanılır. Ritmik hareketlerle sözsüz olarak sergilenen oyun, Namık Kemal’in tasarısı olarak değer kazanır. Oyunda dönemin çeşitli gazetelerinden, aydınların okudukları eserler ve örnek aldıkları sanatçılardan da söz edilir.Cumalı dilin her türlü imkânından yararlanır.Yer yer eski usulü hatırlatıcı hitaplar ve konuşmalar da kullanılır.Oyunda deyimler ve ikilemelerden de yararlanılır. “Gönlünü kırmak, kopardığını kâr saymak, gözü yolda kalmak, altüst olmak, bentlerini yıkmak, içini dökmek, gönlü geçmek, yüreklenmek, gözlerinin önünden akmak, el etek öpmek, dolap çevirmek, ekmeğine yağ sürmek, yüreği yanmak, sırtı yere gelmemek, dört ayak üstüne düşmek, avuç açmak, dili tutulmak, göz açtırmamak, boyun eğmek, sözünü tutmak, yolunu beklemek, aklından geçmek...” gibi deyimler, anlamı kuvvetlendirici tarzda konuşma içinde yer alır. Tabiî bir zeminde geliştirilen konuşmalarda ikilemeler de önemli dil malzemesi olarak belirir: “İrili ufaklı, sabah akşam, dalgın dalgın, açık saçık, sık sık, tadı tuzu, gece gündüz, üç beş, değişe değişe, ufak tefek, halis muhlis, güle güle, avaz avaz, bağıra çağıra, tıklım tıklım, el kol, arsız arsız, açık açık, doya doya, hemen hemen, diye diye...” Oyunda benzetme maksatlı bir çok cümle yer alır.Bunlardan birini fikir vermesi açısından aktarmak mümkündür:Şinasi’nin durgun kişiliği için oyun kişilerinden Mehmet şu değerlendirmeyi yapar: “Sönmüş yanardağlar da karşıdan öyle görünür.Ağızlarından alev görünmez ama derileri kızgın lav kaynar.” Namık Kemal de “akan bir yıldız” olarak değerlendirilir: “Alnında yıldızı var”, “Geçtiği yerden bir ışık çizgisi çekerek geçer”, “Akan bir yıldız gibi iz bırakır” derler. “Yağ parası mum parası / Akşam oldu kandil parası” tekerlemesinin de yer aldığı oyunda “Vatan yahut Silistre”nin uyandırdığı coşkunluğu ifade edebilmek için her kafadan bir ses şeklinde, koro tekniğinden de yararlanılır.Tezahürat ve vatan şairine sevgi sözcükleri bu teknikle sahnelenir.Tarih sayfalarından sahneye yansıyan gerçekler, sanat gücü ile günümüze taşınır.Oyunda anlaşılabilirlik ilkesi esas alınmıştır.
|