|
Kanun Kökeni,
milattan önceki Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarına kadar uzanmaktadır.
Daha sonraki çağlarda yine bu bölgelerde görülen “Kanun”, giderek dünyanın diğer
bölgelerine yayılmıştır. Özellikle Çin, Hindistan ve Pakistan’da bu çalgının
benzerlerine rastlanmıştır.
Hemen hemen bütün organologlar, Arapça olan “kanun” kelimesinin, Yunanca
“kanon” kelimesinden türediğini kabul eder. Yasa, yönetim, hüküm, kural gibi
anlamları olan “kanon” terimi, hem tellerin uzunluklarıyla titreşimleri
arasındaki ilişkiyi araştırmakta kullanılan tek telli bir deney âletinin; hem de
telleri kısmen ses kutusu, kısmen de sap üzerinde kalan lavta cinsinden bir
çalgının da adıdır. Uzun geçmişi boyunca birçok değişiklik geçiren “kanun”un temel yapısal
özellikleri, günümüzde bütün ülkelerde aynıdır. Üzerine tellerin gerildiği, ses
kutusu işlevi gören ve kalınlığı dar ahşap kasa, bir yanı dik açılı ve diğer
yanı ise diyagonal biçimindedir. Göğüs tahtasında ise standart olamayan kafesler
bulunur. Dik kenarlı tarafta deri gerilmiş bir bölüm vardır. Üstünden tellerin
geçtiği uzun köprünün ayakları, bu deriye basar. Tellerin çoğu üçlü, pest (alt)
taraftakilerin birkaçı ise ikilidir. Dik açılı bölümde bulunan tel tahtasından
çıkan ve köprüyü aşan her tel, eğik kenar boyunca uzanan “mızgılık”taki özel
yarığından geçerek bir akort burgusuna sarılır. Üç sıra oluşturan burgular,
mızgılığa paralel olan burguluğa üstten girer. Üst uçları kesik piramit
biçiminde olan burgular, özel metal akort anahtarıyla döndürülür. Bağırsak
teller, günümüzde yerini naylon tellere bırakmıştır. Türk kanununda ikişer veya
üçer telli 24, 25 veya 26 tel takımı bulunur (genellikle toplam 75 tel). Teller,
bemollü olarak akortlanır. “Mızgılık”tan hemen sonra tellerin altına
yerleştirilen küçük mandalların indirilip kaldırılması sayesinde tellerin
boyunun uzayıp kısalması sağlanır. Böylece çalgıdan, seslendirme sırasında yarım
tondan daha küçük aralıklar elde edilebilir. Bu çalgının eğik kenarlı ya da
yamuk dikdörtken şeklinde yapılmasındaki amaç, tel boylarının kısadan uzuna
doğru takılması ile inceden kalına yönelen farklı seslere ayarlanabilmesidir.
Ses alanı üç buçuk sekizli kadardır (tiz muhayyer'den kaba yegâh'a kadar).
Yorumcu, bir iskemleye oturarak dizlerine yatay durumda koyduğu kanunu, her iki
elinin işaret parmaklarına taktığı yüksüklere tutturduğu fildişi mızraplarla
çalar. Son dönemlerde bazı ustalar, daha yoğun ses elde edebilmek için bu
çalgıyı sehpa üzerinde de çalmaktadırlar.
|